Çin dağılacak, Doğu Türkistan hür olacak!
Çin dağılacak, Doğu Türkistan hür olacak!
Türkistan’ın yüzük taşı Doğu Türkistan… Hun İmparatorluğu (M.Ö. 220) ile başlayıp Göktürkler, Uygurlar ve Karahanlılar (840) gibi büyük medeniyetlerin merkezi olmuş, İpek Yolu’nun kalbinde yer alarak zengin bir kültür ve ilim merkezi olmuş Türkistan…
KARAHANLILAR, ÇAĞATAYLAR, KAŞGARYA HANLIĞI
Karahanlılar döneminde Doğu Türkistan, Türk-İslam medeniyetinin asırlarca sürecek temelleri atılmış, eğitim ve kültür alanlarında büyük gelişmelerin coğrafyası olmuştur. Türk Edebiyatının en önemli yapı taşları olan Dîvânu Lugâti’t-Türk ve Kutadgu Bilig eserleri bu dönemde kaleme alınmıştır. Karahanlı devletinin 1209’da Moğollarca yıkılmasından sonra Cengiz Han’ın oğlu Çağatay Han Türkleşmiş/İslamlaşmış İslamiyet Türkistan’ın her tarafına yayılmıştır.
Çağatay devletinin de yıkılışından sonra 1370’te Doğu Türkistan’da Timur’un hakimiyeti başlamıştır. Uluğ Bey, Ali Şir Nevai, Hüseyin Baykara ve Şahruh zamanlarında Doğu Türkistan ilim merkezi haline gelmiştir. 1514’te Kaşgar, Hoten ve Yarkent şehirlerini ele geçiren Said Han, Saidiye Hanlığını kurmuştur. Bu dönemde ülke idaresinde “Hocalar”ın büyük bir etkisi vardır. Türkistan Türklüğünün ağır bir şekilde sarsılmasından sonra, Türk hükümdarlarında, hocaların manevi liderliğine sığınma, onlara mürit olma gibi bir tutum bu süreçte karşımıza çıkmıştır.
Hocalar devri 1759’da Doğu Türkistan’ın yeniden Çin’in eline geçmesiyle sona ermiştir. Hocalar arasında görülen gruplaşmalar ve iç kavgalar sonucu yaşanan bölünmüşlük “Düşmanlarını birbirine karşı kışkırt, böl ve yönet!” politikası takip eden Çinliler için fırsat olmuştur. Bu dönemde Çin 1.200.000 kişiyi öldürmüş ve 12.000 kişiyi sürgün etmiştir. Birçok farklı direniş hareketleri sonucu Çin’in Doğu Türkistan üzerindeki hakimiyeti zayıflamış ve 1863 yılında Yakup Bey Bağımsız Doğu Türkistan Devletini kurmuştur. Devletin temellerini sağlamlaştırmak ve korumak adına Yakup Bey Osmanlı Devleti’ne bir elçi göndermiş ve Sultan Abdülaziz’den devletlerini tanımalarını istemiştir. Sultan Abdülaziz devleti tanımış ve silah ve malzeme göndermiştir. Ayrıca devleti; Rusya, İngiltere ve Hindistan ülkeleri de tanımıştır. Türkiye’den dört bin kilometre uzaklıktaki Doğu Türkistan topraklarında 1864-1877 (13 yıl) döneminde hüküm süren Kaşgarya Hanlığı aslında Osmanlının uzak Asya’daki hudududur, diyebiliriz. Bu dönemde Doğu Türkistan’da hutbeler önce Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz, sonra da Sultan II.Abdülhamit adına okunmaya başlanmıştır ki bugün bile Doğu Türkistanlılar arasında Abdülhamit ve Abdülaziz isminin çok olmasının nedeni budur.
ŞİNCAN DEĞİL, UYGUR ÖZERK BÖLGESİ DEĞİL, “DOĞU TÜRKİSTAN”
1877’de Yakup Bey’in vefatının ardından yaşanan karışıklıklardan faydalanan Çin, Doğu Türkistan’ı yeniden işgale girişmiştir. Bir yandan Çin akınları, diğer yandan süregelen taht kavgaları sebebiyle Kaşgar Hanlığı kısa sürede yıkılmış ve şeriat ile yönetilen bu İslam devleti sona ermiştir. Bu süreçten sonra Doğu Türkistan, Çin’in 19. eyaleti olarak ilhak edilmiş ve bölge, “Şincan” (Yeni Topraklar/Yeni Sınırlar) adını almıştır. Anadolu’da Sivas’ta, Hatay, Çorum, Ağrı, Malatya, Kastamonu, Afyon, Balıkesir, Diyarbakır, Mardin, Mersin, Bursa ve Kayseri’deki ve Balkanlarda Kalkandere’deki, Irak’taki kaza ve köy ismi olan “Sincan, Sincani, Sincanlu” kelimesinin kökeni ve anlamı ile Çin’in Doğu Türkistan’a verdiği “Şincan/Şincar” isminin birbiriyle alâkası yoktur. Türklerin kullandığı “Sincan” kelimesi “mezar, uluların mezarı” anlamları taşırken Çinlilerin “Şincar” kelimesi “yeni sınır/yeni toprak” anlamına gelir. Çin işgal ve istila ettiği yerin adını değiştirirken bile ince siyaset gütmüştür ve Doğu Türkistan yerine “Şincar/Şincan” denmesini Türkler “Bizim kelime” sanmışlardır maalesef. Yeri gelmişken ifade edeyim ki Uygur Türklerinin ana vatanı, öz yurdu olan bu coğrafyanın ismi Şincar olmadığı gibi asla “Uygur Özerk Bölgesi” değildir. Türkiye’de gazetelerde ve televizyonlarda Doğu Türkistan’a “Uygur Özerk Bölgesi” denmesi asla kabul edilemez. Orası Doğu Türkistan’dır. Doğusu olan bir yerin elbette ki batısı da vardır. Ceddimiz coğrafyaya isim koyarken bugün Asya denilen yerin Türk yurdu olduğunu bir mühür gibi tarihe işlemiştir. Asya değil Türkistan… Doğusuyla batısıyla…
TÜRK-İSLAM KİMLİĞİ, ULUSLARARASI AKTÖRLERİN ÇIKARLARINA TERS
Çin zulmü altında kalan Müslüman halk 12 Kasım 1933’te Kaşgar merkezli Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Stalin bu ayaklanmanın kendi ülkesi topraklarında bulunan Türkler için örnek teşkil edeceğinden endişe ederek Çin’e destek vermiş ve kısa süre sonra Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti dağılmıştır. Ardından baskılar ve işkenceler dayanılmaz bir noktaya ulaşmış ve artan milli bağımsızlık hareketleri neticesinde 1944’te İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra gibi liderlerin öncülüğünde Doğu Türkistan Cumhuriyeti ilan edilmiştir.
1949’da ise Sovyetler Birliği lideri Stalin ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao Zedong arasındaki iş birliği sonucunda Doğu Türkistan yeniden işgal edilmiştir. Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Prof.Dr. Abdülhamit Avşar son asırda kurulan bağımsız Müslüman/Türk devletlerinin kısa sürede dağılmasını ve ayakta kalmamasını, bu devletlerin milli kimliklerini geri planda bırakmayı kabul etmemelerinin uluslararası aktörlerin çıkarları ile bağdaşmamasına bağlar.
Günümüzde hâlâ devam eden Çin işgali, uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı şekilde sürdürülmektedir. Bölgede yaşanan hak ihlalleri ve sistematik baskılar da göstermiştir ki Çin’in yaptığı her anlamda (soy, inanç, kültür ve kimlik) soykırımıdır. Doğu Türkistan 1949’da işgal edildiğinde, Mao Zedong’un ifadesiyle Doğu Türkistan’daki Çinli nüfus % 2’ler seviyesindeydi.
11 EYLÜL 2001’DE ABD’DE İKİZ KULELERİN YIKILMASI, ÇİN’İN EKMEĞİNE YAĞ SÜRDÜ
Çin, 1950’lerden itibaren bölgeye yoğun Çinli nüfus kaydırmış ve asimilasyon politikalarını devreye sokmuştur. Dinin ve dilin yasaklanması, camilerin kapatılması, mecburi “misafirlik” (her Türk evine bir Çinli yerleştirilmesi), dijital gözetim sistemi (evlerin ve sosyal hayatın her alanının çok sayıda kamerayla takip edilmesi), Türk kültür ve medeniyetinden kalan camiler, medreseler ve diğer yapıların yok edilmesi, Türk şehirlerine İsrail’in Filistin’de yaptığı gibi Çinli (sözde) yerleşimci getirilerek demografik yapının Çinliler lehine değiştirilmesi, Doğu Türkistan’daki Müslüman nüfusun çoğunun Çin’in muhtelif yerlerine sürgün edilmesi, bilhassa Türk mezarlıklarını ve mahallelerini istimlak edip yerlerine yüksek binalar yapılması, Müslümanların çocuklarının aileden alınıp Çin kültür ve inancına göre yetiştirilmesi, sözü veya davranışıyla dinî ve kültürel ritüel yapanların toplama kamplarına sürülmesi, kamplardakilerin yıllar geçse de akıbetlerinin bilinmemesi yapılan soykırımın sistematiğinden en önemlileridir, diyebilirim.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu Türkistan’ı işgal ettiği ilk günden itibaren sistematik şekilde ülkenin Türk-Müslüman kimliğini asimile ederken, bu çabalarını 11 Eylül 2001 sonrasında uluslararası alanda oluşan Müslüman karşıtı tutumdan yararlanarak daha da şiddetlendirdi. Çin dışa kapalı ülke olduğu için Doğu Türkistan’daki zulmü Gazze’deki gibi dünya halkları göremiyor.
ÇİN’İN TEK KUŞAK TEK YOL PROJESİ HEDEFİ, DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ ZULMÜNÜ ARTIRDI
ABD tarafından denizlerden ve güney pasifikten çevrelenen Çin, kendisine “Bir Kuşak Bir Yol” projesini geliştirdi ve tarihi ipek yolunu demiryollarıyla canlandırıp Avrupa ve dünya pazarına bu yolla ulaşmayı hedefledikten sonra iki şey yaptı. Birincisi ticarette Batı’ya açılmak için muhakkak Doğu Türkistan’da tam egemenlik sağlamak, ikincisi de Pakistan’a askerî ve ekonomik destek vererek Pakistan limanlarını kullanmak… Çin, ticaretini kara yolundan Doğu Türkistan, deniz yolundan da Pakistan üzerinden yapmak istiyor. 2013 yılında Çin’in Avrupa ile olan ticaret rotası üzerinde başlattığı ve 2049’a kadar bitirmeyi planladığı Tek Kuşak-Tek Yol (antik ipek yolunu canlandırma) projesini bir an evvel etkinleştirmek için 2016 sonu itibariyle işgal ettiği Doğu Türkistan’da zulmü artırdı ve başlattığı toplama kampı uygulamasıyla işgalini tam bir soykırıma dönüştürdü. Çin’in toplama kamplarında yaklaşık 1 milyon kişinin varlığı bilinmektedir.
Tüm bu zulüm ve baskıya rağmen Doğu Türkistan Türklerinin hür olma azimlerinin yok edilemediğine şahidiz. Umuyor ve görüyoruz ki Doğu Türkistan çok yakın zamanda bağımsızlığını kazanacaktır.
DOĞU TÜRKİSTAN YERALTI VE YERÜSTÜ ZENGİNLİKLERİYLE GÖZ KAMAŞTIRIYOR
Doğu Türkistan, kömür, petrol, doğalgaz, uranyum ve altın başta olmak üzere 100’ün üzerinde farklı maden çeşidine sahip devasa yeraltı zenginlikleriyle dikkat çeker. Stratejik konumu ve Çin’in sanayi hammadde ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan kapasitesiyle “Orta Asya’nın Kuveyt’i” olarak da adlandırılır.
Bölgedeki kömür rezervlerinin dünya enerji ihtiyacını 60 yıl karşılayabilecek kapasitede olduğu tahmin edilmektedir. Sadece bu kaynak, Çin’in toplam kömür üretiminin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Özellikle Tarım Havzası başta olmak üzere yaklaşık 910 bin kilometrekarelik alanda petrol tespit edilmiştir. Bölgede yüzlerce noktada petrol ve doğalgaz üretimi yapılmaktadır. Zengin altın yataklarıyla bilinen bölgede (özellikle Altay ve Tarbagatay bölgelerinde) yakın zamanda 9 milyon tonu bulan devasa yeni altın rezervleri keşfedilmiştir. Bölgede uranyum, platin, gümüş, bakır, nikel, tungsten ve titan gibi kritik sanayi ve teknoloji madenleri de çıkarılmaktadır
ÇİN ÇOK YAKIN ZAMANDA SOVYETLER BİRLİĞİ GİBİ DAĞILACAKTIR!
Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Prof. Dr. Abdulhamit Avşar, Erzurum’da İrfan Meclisi’nde yaptığı konuşmada Çin’in önlenemez bir dağılma sürecine girdiğini ileri sürmüştü. Çin’in ekonomi yoluyla uyguladığı yayılma politikasının ve uluslararası projelerin büyük riskler taşıdığını, bir müddet sonra Çin’i içinden çıkılamaz bir ekonomik buhrana sürükleyebileceğini, şimdiden bunun emarelerinin görülmeye başladığını belirten Prof.Dr. Avşar bunun yanı sıra Çin’de Askeri Konsey üyelerinin tutuklanması sonrasında görüldüğü gibi açık bir iç gerginlik bulunduğunu, Çin tarihi incelendiğinde bu tür gerginliklerin hanedanlıkların parçalanmasıyla sonuçlandığını dile getirdi.
Çin’in etnik yapısı da bilinenin çok ötesindedir. Çin tek millet değildir ve nüfusu gerçekte ne kadardır, bilinmemektedir. Çin’de bağımsızlık veya hak arayışı içerisinde birçok etnik grup bulunmaktadır. Uygur Türklerinin yanı sıra Tibetliler, Hongkonglular, Moğollar, Tayvanlılar Çin Halk Cumhuriyeti’nden ayrılma mücadelesi vermektedir. Çin’in ne ideolojisi ne dini var. Çin’de insanları “millet” yapacak ve bir arada tutacak bir motivasyon (teşvik gücü) yok.
Çin devletinin ekonomik durumu iyi olabilir; lâkin Çin bu ekonomiyi dünyanın dört bir yanında emperyal hedefleri için harcıyor. Çin’de halk yoksul ve mutsuz. Çin, toplam ekonomik büyüklük (Nominal GSYİH) açısından ABD’nin ardından dünyanın en büyük 2. ekonomisidir. Satın alma gücü paritesine dayalı toplam GSYİH bazında ise dünyanın 1. büyük ekonomisi konumundadır. Bu büyük ekonomi ile halkın geliri arasındaki çelişki çok büyüktür. Çin’de kişi başına düşen nominal gelir yaklaşık 14.874 dolar seviyesindedir ve bu veriyle Çin, dünya genelinde 74. sırada konumlanmaktadır.
Çin ordusu silah ve teknoloji olarak çok iyi durumda olabilir; ancak tarih gösterdi ki Çin ordusunun savaşma kabiliyeti yok. Çin sınır ötesi askeri operasyon kabiliyetine sahip değil. En son Kore’de 5 bin kişilik Türk taburu yaklaşık bir milyon Çinliyi geri püskürtmüştü.
Evet, biz de DTV Başkanı Prof.Dr. Avşar gibi diyoruz: Çin çok yakın zamanda Sovyetler gibi dağılıp beş altı ülkeye ayrılacaktır. Daha birçok sebepten dolayı Çin’in dağılma riskine karşı uluslararası aktörler, Çin’in geleceğine dair stratejileri belirlerken elbette hem Doğu Türkistan Müslümanları örgütlenmeleri hem Türkiye Cumhuriyeti de boş durmamaktadır. Bu sefer, Sovyetler dağıldıktan sonraki strateji ve politika eksikliğimizin, hazırlıksızlığımızı yaşamamak için şimdiden dağılma sonrası için Doğu Türkistan ve Çin üzerine stratejiler belirlememiz; siyasi, iktisadi, kültürel politikalar üzerine araştırmalar yapmamız şart.
ÇİN MANÜPLASYONA MİLYON DOLARLAR HARCIYOR
Türkiye’de ve dünyada Çin beşinci kol faaliyetlerine, medya algı yönetimine, sosyal medya platformlarına, dijital dünyaya çok büyük paralar harcıyor. Türkiye’de her ülkeyle ilgili terör, kaza, halkın mağduriyeti, adaletsizlik gibi haberlere rastlarsınız ama Çin’den robot keşfi, yeni bir teknolojik icat gibi haberler servis edilerek büyük bir manüplasyon yapılır. Her gün Çin’i olumlayacak yeni bir haber izliyoruz maalesef Türkiye televizyonlarında. Ayrıca ülkemizde ince ince, Doğu Türkistan meselesi sanki ABD’nin Çin’i köşeye sıkıştırmak için ortaya attığı manüplatif bir konuymuş, düşüncesi işleniyor.
TARİH BİZE NE DER?
Uygur Türkleri tüm bu sistemli yok edilme baskılarına dünyanın dört bir yanında direniş göstermektedir. Göktürk devletinin doğu kanadını yöneten İşbara Han’ın Çin İmparatorluğuna gönderdiği mektupta söylediği gibi:
“Size bağlı kalacak, haraç verecek kıymetli atlar hediye edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem. Dalgalanan saçlarımı sizinkine benzetemem. Halkıma Çin giysileri giydiremem, adetlerimi, kanunlarımızı değiştiremem. İmkân yoktur. Çünkü bu bakımlardan milletim fevkalade hassastır, adeta çarpan tek bir kalp gibidir…”
Bilge Kağan, Çinliler hakkında birer mezar taşı olan ve Orhun Abideleri olarak bildiğimiz taşa kazıya kazıya defalarca ikazlarda bulunmuştu: “Çin milletinin sözü tatlı ipekleri yumuşakmış. Tatlı sözle çekici hediyelerle aldatıp uzak milleti böylece yakınlaştırırmış. Yakınlaştırıp konduktan sonra kötü şeyleri o zaman düşünürmüş.”
Son sözümüzü de Bilge Kağan’dan söyleyelim:
“Türk Oğuz Beyleri, işitin! Türk-Oğuz beğleri, milletim, işitin! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir? Ey Türk! Titre ve kendine dön!”
Murat ERTAŞ