Uygurlar Çin’in “terörle savaş” adına uyguladığı baskıdan kaçıyor-3
Uluslarası Af Örgütü 
2005 Yılı Doğu Türkistan Raporu
Resmi “terörizm” tanımları
Ocak 2003’te genç bir şairin Kaşgar’daki bir konser salonunda sahneye çıkıp şiir okuduktan sonra tutuklandığı bildirildi (1). Bildirildiğine göre, yerel bir Çin Komünist Partisi yetkilisi bu şairin şiirinin “etnik azınlıklar ile ilgili hükümet politikasına saldırdığı”nı ve “Uygur ile Han arasındaki birliği yok etmek istediği”ni söyledi. Yetkilinin şunları eklediği de bildirildi: “Biz bunu manevi biçimde terörizm olarak görüyoruz, ama onu cezalandırmak değil eğitmek istiyoruz. (2)
Bu şairle ya da akıbetiyle ilgili başka hiç bir ayrıntı ortaya çıkmadı. Uluslararası Af Örgütü, görünüşe göre muğlak “manevi terörizm” ifadesinin –Çin Ceza Yasası’nda bırakın tanımlanmayı, somut olarak yer almamaktadır- bu vakada bir tutuklama bahanesi olarak kullanılmış olmasından endişe duymaktadır (3).
Uluslararası Af Örgütü, Çin’in şubat 1997’de Gulca’da yapılan gösteriye ve ardından gelen kargaşaya (4) getirdiği, ETIM’ yada başka adıyla Doğu Türkistan İslamcı Allah Partisi (ETIPA) (5). tarafından kışkırtılan bir “terörizm” eylemi şeklindeki yeni yoruma ilişkin endişelerini daha önce dile getirmişti. Uluslararası Af Örgütü’ne gelen bağımsız görgü tanıklarının ifadeleri, olayın Uygurlar için eşit haklar talep eden yerel halkın bir gösterisi olduğunu ve güvenlik güçlerinin protestocuları zorla dağıtmak amacıyla aşırı güç kullanmasından sonra şiddete ve ayaklanmaya dönüştüğünü belirtmektedir. Aynı görgü tanıklarının ifadelerine göre, güvenlik güçlerine mensup bir kaç kişi göstericilerin üzerine ateş açarak sayısı bilinmeyen ölüm ve yaralanmalara yol açmıştır. Bildirildiğine göre gözaltına alınan yüzlerce göstericinin üstüne soğuk šubat havasında buz gibi su sıkılmış ve bunun sonucunda göstericilerde soğuk ısırması vakaları ile bazılarında ellerin, parmakların ya da ayakların kesilmesi durumu ortaya çıkmıştır. Daha sonraki günlerde binlerce Gulca sakini gözaltına alınırken askerler ve toplum polisi sokaklarda sistematik aramalar yapmış, bu süreç içinde çocuklar da dahil olmak üzere insanları tutuklayıp dövmüştür. Binlerce insan gözaltına alınmış, bunların büyük kısmı işkenceye maruz kalmış ve gözaltında en az iki kişi işkence ya da kötü muamele sonucu olduğu düşünülen nedenlerle ölmüştür (6).
Gulca protestocuları ile “teröristler” arasında bağlantı kurmaya yönelik resmi girişimler son günlerde šahir Ali’nin yargılanması sırasında daha da pekiştirildi. šahir Ali, geçen yıl Nepal’den zorla geri getirildikten sonra “terörist” ve iddiaya göre ETIPA’nın lideri olarak ölüme mahkum edilen ve cezası infaz edilen SUÖB’de Hutanlı bir Uygur milliyetçisiydi. (Bu vaka aşağıda daha ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.)
Uluslararası Af Örgütü šubat 2003’te SUÖB yerel hükümeti başkanı İsmail Tilivaldi’ye mektup yazarak, Gulca olayı ile bağlantılı olarak cezaevinde olduklarına inanılan kişiler hakkında ayrıntılı bilgi istedi ve o dönemde yapılan insan hakları ihlallerine ilişkin iddialar konusunda bağımsız bir soruşturma talebinde bulundu, ayrıca ETIM/ETIPA’nın olaya karıştığına dair resmi iddiaları kanıtlayacak yeni bilgiler talep etti (7).
Uluslararası Af Örgütü bugüne kadar bu mektubuna hiç bir yanıt almamıştır.
Çin Ceza Yasası’nda bazı diğer maddeler gibi “terörizm” ve bağlantılı suçların tanımı da, yetkililere bu tür suçları geniş manada yorumlayacakları büyük bir manevra sahası sağlacak şekilde muğlak bırakılmıştır. (8) 2001 tarihinde Ceza Yasası’nda yapılan ve yukarıda ayrıntıları verilen değişiklikler göz önüne alındığında bu muğlaklık özel bir endişe kaynağıdır. Bu değişiklikler bazı vakalarda ölüm cezasının uygulanması da dahil olmak üzere –ki Uluslararası Af Örgütü’nün yaşam hakkının ihlali olarak her koşulda karşı çıktığı bir cezadır- sözde “terörist” saldırılara verilen cezaları artırmaktadır.
“Terörizm” ya da “terörist” terimlerinin uluslararası kabul gören hukuki bir tanımı bulunmamaktadır (9) ve Çin yetkililerinin bu terimleri ulusal düzeyde tanımlamaya yönelik yeni girişimleri inandırıcılıktan uzaktır. Kamu Güvenliği Bakanlığı karşı terörizm dairesi müdür yardımcısı Zhao Yongchen Aralık 2003’te, “terörist” olduğunu iddia ettiği örgütlerin listesini basına tanıttığı toplantıda, terörist örgütleri “tanımlamak” için aşağıdaki ölçütleri gösterdi:
• şiddet ve terör aracılığıyla ulusal güvenliği ya da sosyal istikrarı tehlikeye sokarak ve cana ve mala zarar vererek terörist faaliyetler yürüten bir örgüt ya da örgütler (merkezinin Çin’in içinde ya da dışında olup olmamasına bakılmaksızın);
Yerleşik örgütsel liderliğe ve iş bölümüne ya da iş bölümüne yönelik sistemlere sahip olan örgüt ya da örgütler.

Ve yukarıdaki bu iki ölçüte ek olarak:
Halen ya da eskiden terörist faaliyetlerin organizasyonuna, planlanmasına, kışkırtılmasına, yürütülmesine ya da uygulanmasına karışmak;
Terörist faaliyetlere para sağlamak ve desteklemek;
Terörist faaliyetler için üsler kurmak ya da teröristleri organize etmek, üye etmek ve eğitmek;
Uluslararası terörist örgütlerden para ya da eğitim alarak ya da onlarla birlikte terörist faaliyetler yürüterek bu örgütler ile işbirliği yapmak.
Zhao Yongchen konuşmasının devamında “teröristler”i aşağıdaki şekilde tanımladı:
Terörist örgütlerle bağlantı kurmuş ve devlet güvenliğine ya da insanların canlarına ve mallarına zarar veren terörist faaliyetler yürüten kimseler (Çinli ya da yabancı uyruklu olup olmadığına bakılmaksızın).

Ve bunlara ek olarak bu kişiler:
Bir terörist örgütü organize etmeli, yönetmeli ya da böyle bir örgüte üye olmalıdır;
Terörist faaliyetleri organize etmeli, planlamalı, teşvik etmeli, propagandasını yapmalı ya da bu faaliyetlerin yapılmasını kışkırtmalıdır;
Terörist örgütlere ve teröristlere, terörist faaliyetlerini yürütmelerine yardımcı olmak amacıyla para sağlamalı ve desteklemelidir;
Terörist faaliyetler yürütmek için yukarıda sözü edilen terörist örgütlerden ya da diğer uluslararası terörist örgütlerden para ya da eğitim almalıdır (10).
Görece ayrıntılı bir sınıflama listesi olmasına karşın, bu liste “terör”, “terörizm” ya da “terörist” terimlerine somut bir tanım getirmemekte, dolayısıyla bu tür suçları dar anlamda değil de geniş anlamda yorumlamaları için yetkililere potansiyel olarak büyük bir serbestlik sağlamaktadır.
Uluslararası Af Örgütü, devletlerin uluslararası insan hakları kurallarına göre kendi halkını şiddet içeren eylemlerden koruma görevini tanımaktadır. Ne var ki, bu tür önlemler insan haklarının bütünüyle korunduğu bir çerçeve içinde uygulanmalıdır. Herhangi bir toplulukta şiddet kullanan bazı grupların ya da kişilerin varlığı, bu topluluğun temel insan haklarını bir bütün olarak kısıtlamanın mazereti olarak kullanılmamalıdır. Gerçekten de, dünyanın dört bir yanında yaşanan deneyimler göstermektedir ki, sıkıntılarını barışçıl yollarla ifade etmek isteyen kişiler böyle bir ifadenin dile getirilmesi için tüm kanalların kapatıldığını gördükçe bu tür politikaların daha fazla şiddete yol açması olasıdır.
Ülke dışındaki Uygurların içinde bulunduğu zor durum İade etmeme (non-refoulement) ilkesi ile ilgili uluslararası hukuk standartları
Hiç kimse işkenceye veya zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz […].Madde 7, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR), 1966
Bir Taraf Devlet, bir kimseyi, işkenceye uğrama tehlikesi olduğu yolunda sağlam gerekçelerin bulunduğu bir başka Devlete süremez, gönderemez (“refouler”) ya da geri veremez. Madde 3, İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme, 1984 (bundan böyle İşkenceye Karşı Sözleşme olarak anılacaktır).
Hiç bir Taraf Devlet bir mülteciyi ırkı, dini, uyruğu, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek ya da iade etmeyecektir (‘refouler’). Madde 33, Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme, 1951 (bundan böyle Mülteci Sözleşmesi olarak anılacaktır).
Uluslararası hukukun non-refoulement ilkesi, tüm devletlerin, kişileri, yaşamlarının ya da özgürlüklerinin tehlikede olduğu ya da işkenceye maruz kalmalarının muhtemel olduğu ülkelere iade etmesini yasaklar. Bu ilke, Mülteci Sözleşmesi ve İşkenceye Karşı Sözleşme gibi uluslararası sözleşmelerde de yer alan, yerleşik uluslararası hukukun bağlayıcı bir ilkesidir. Refoulement’e maruz kalmama hakkı, devletlerin sırasıyla İşkenceye Karşı Sözleşme’ye ve ICCPR’ye uyup uymadıklarını izleyen İşkenceye Karşı Komite (CAT) ve İnsan Hakları Komitesi (HRC) de dahil olmak üzere BM insan hakları organları tarafından daha da ayrıntıyla işlenmiştir.
CAT, İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 3. maddesinin sağladığı korumanın mutlak niteliğini bir kez daha vurgulamış ve “3. Madde söz konusu kişinin suçlar işlemiş olup olmamasına ve bu suçların ağırlığına bakılmaksızın uygulanır, (11)” ve “bu kişinin yürüttüğü faaliyetlerin niteliği, bu Sözleşme’nin 3. Maddesine göre bir karar vermede dikkate alınacak bir husus değildir (12),” şeklinde bir görüş benimsemiştir. Buna ek olarak HRC de “[d]evletler, kişileri iade, sürme ya da refoulement yoluyla, başka bir ülkeye dönüşünde işkence ya da zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele ya da cezaya maruz bırakmamalıdır (13),görüşünü ifade etmiştir.
Birleşmiş Milletler İşkence Özel Raportörü’nün (SRT) yaptığı açıklamalar da CAT ve HRC’nin aldığı kararlara bir ağırlık kazandırmıştır. SRT özellikle 2002 tarihli raporunda şunları belirtirken, işkencenin yasaklanmasının önemi azaltılamaz (non-derogable) niteliği ile non-refoulement ilkesi arasındaki bağı bir kez daha vurgulamıştır:
“[i]fade edildiği üzere, İnsan Hakları Komitesi’nin açıklamasında bulunan ilke ve İşkenceye Karşı Sözleşme’nin yukarıda belirtilen maddesi, her hangi bir şekilde işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ya da cezanın yasaklanmasının ihlal edilmesine katkıda bulunmaktan kaçınmaya dair tüm temel yükümlülüklerin içkin bir parçasını temsil eder. Non-refoulement ilkesinin sağladığı korumanın emredici bir niteliğinin olduğunu vurgulamak gerekir. Bu açıdan Özel Raportör, İşkenceye Karşı Komite’nin, “kişinin yürüttüğü faaliyetlerin niteliği, bu Sözleşme’nin 3. Maddesine göre bir karar vermede dikkate alınacak bir husus değildir” anlamındaki ve 3. Maddenin “ilgili kişinin suç işlemiş olup olmamasına ve bu suçların ağırlığına bakılmaksızın” şeklinde uygulanmasına dair bulgularını dikkate alır (14).

Zorla Çin’e geri gönderilen Uygur aktivistlerinin akıbeti
Uluslararası Af Örgütü son yıllarda Nepal, Pakistan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın da aralarında bulunduğu bazı komşu ülkelerden Çin’e zorla geri gönderilen Uygur ilticacıların ve mültecilerin sayısında bir artış gözlemiştir. Suç işledikleri iddia edilen bazı Uygurlar da, ya gizlice ya da Çin ile diğer ülkeler arasındaki suçluların iadesi anlaşmalarının hükümleri uyarınca zorla geri gönderilmiştir.
Bu tür vakalar, 11 Eylül 2001’de ABD’deki saldırılardan sonra Çin’in SUÖB’deki sert güvenlik önlemlerinin şiddetlenmesiyle birlikte artmış görünmektedir ve bazı vakalarda Çinli yetkililerin bu tür geri gönderilme olaylarını teşvik ettikleri ya da bu olaylarda yer aldıklarına dair kanıtlar bulunmaktadır. Ülke dışına bilgi aktaran aile üyelerine yapılan misilleme tehditleri de dahil olmak üzere bilgi aktarmaya getirilen sıkı kısıtlamalar nedeniyle, Çin’e geri gönderilen Uygurların akıbeti ile ilgili bilgi bulmak çoğunlukla zordur. Bununla birlikte, bazı yeni vakalarda geri gönderilen kişilerin işkence, adil olmayan yargılama ve hatta ölüm cezasının infaz edilmesi de dahil olmak üzere ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalmış oldukları bildirilmiştir.
Uluslararası Af Örgütü, herhangi bir kişinin işkence, ölüm cezasının infaz edilmesi veya diğer ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalabileceği bir ülkeye geri gönderilmesine karşı çıkar. Aşağıda, Uygurların zorla geri gönderilme konusunda özel bir risk altında olduğu ya da son yıllarda, özellikle 11 Eylül 2001 olaylarından sonra zorla Çin’e geri gönderilmiş oldukları bilinen ülkelerden örnekler bulunmaktadır.
 
Devam edecek

1-Bkz. “Pressure to conform in West China” (“Batı Çindeki riayet etme baskısı”), Christian Science Monitor, 29 Eylül 2003.
2-A.g.e. Vurgular bizim tarafımızdan eklenmiştir. “Eğitim”, suçlanma ya da yargılanma olmaksızın polis tarafından üç yıla kadar verilen bir idari cezadır ve zorla siyasi eğitim sınıflarından “Çalışma Kampında Yeniden Eğitim”e kadar geniş bir bir yelpaze içinde yer alan yaptırımları temsil edebilir.
3-Uluslararası Af Örgütü benzer bir vakada bir şairin, Tursuncan Amet’in Ocak 2002’de Urümçi’de bir şiir okumasından sonra tutuklanmasını belgelemiştir. (Bkz. ASA 17/10/2002, a.g.e., s.17). Resmi Çin kaynakları daha sonra Tursuncan Amet’in gözaltına alındığını bile kabul etmemiştir. Resmi olmayan kaynaklar ise Tursuncan Amet’in bir kaç hafta, hatta muhtemelen aylar sonra serbest bırakıldığını belirtmektedir. Ayrıca bkz. aşağıda, Uygur şairi Ahmetcan Osman vakası.
4-Çinli yetkililer, 22 Ocak 2002 tarihli “Doğu Türkistan terörist güçleri ceza almaktan kaçamazlar” adlı raporunda (a.g.e.) bu olayı, “teröristlerin bir İslamcı krallık talep eden sloganlar attığı ciddi bir ayaklanma” olarak açıklıyordu.
5-Çin Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsü olan Kong Quan, 12 Eylül 2002 tarihindeki bir basın toplantısında ETIM’in “Doğu Türkistan İslamcı Allah Partisi” ya da “Doğu Türkistan İslamcı Partisi” gibi başka adları olduğunu belirtti (Xinhua, 12 Eylül 2002).
6-Daha fazla bilgi için bkz. Uluslararası Af Örgütü (ASA 17/18/99) a.g.e.
7-Daha fazla bilgi için bkz. Amnesty International: People’s Republic of China: No justice for the victims of the 1997 crackdown in Gulja (Yining) (Uluslararası Af Örgütü: Çin Halk Cumhuriyeti: Gulca’da (Yining) 1997 olayının kurbanlarına adalet yok), 4 şubat 2003 (ASA 17/011/2003).
8-Bkz. Uluslararası Af Örgütü, ASA 17/10/2002, a.g.e.
9-Daha fazla bilgi için bkz. Amnesty International, Rights at risk: Amnesty International’s concerns regarding security legislation and law enforcement measures (Uluslararası Af Örgütü, Haklar tehlikede: Uluslararası Af Örgütü’nün güvenlik mevzuatı ve yasaların uygulanması ile ilgili önlemler konusundaki kaygıları), Ocak 2002 (ACT 30/001/2002).
10-“Zhongguo rending kongbu zuzhi he kongbu fenzi de juti biaozhun” (“Çin terörist örgütlere ve teröristlere somut ölçütler getiriyor”), Xinhua, 15 Aralık 2003, internet adresinde bulunabilir.
11-M.B.B. v İsveç, Communication Number 104(1998), CAT/C/22/D/104/1998.
12-Bkz. örneğin Seid Morten Aemei v İsviçre, Communication Number 34 (1995), CAT/C/18/D/34/1995.
13-İnsan Hakları Komitesi, Genel Yorum 20, Madde 7, İnsan Hakları Sözleşmesi Organlarının Benimsediği Genel Yorumlar ve Genel Tavsiyeler, U.N. Doc. HRI\GEN\1\Rev.1 at 30 (1994), internet adresinde bulunabilir.
14-İşkence ve gözaltı sorunlarını içeren Medeni ve Siyasi Haklar, yeni atanan İşkence Özel Raportörü Mr Theo van Boven’in raporu, 26 šubat 2002, UN Doc. E/CN.4/2002/137 14. paragraf. Bu yıl BM İnsan Hakları Komisyonu’nda non-refoulement ilkesine ilk kez İşkence Sonuç Bildirgesi’nde (2004/41) bir atıfta bulunuldu. Bu bildirge oy birliğiyle kabul edildi ve işkence ve zalimane, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ya da cezalandırma açısından non-refoulement ilkesinin yerleşik uluslararası hukukun bir parçası olduğunu bir kez daha vurguladı.

  • 1721 defa okundu.