Gökbayrak

Sayın okuyucularımız, 1933 yılında Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetinin kuruşu ile sonuçlanacak büyük ayaklanmanın Yarkent'te mücadelesini ve zaferini o günleri bizzat yaşayan Yusuf BATUHAN'ın ifadeleri ile aktarmaya devam ediyoruz.

Bu bağımsızlık mücadelesi gittikçe büyüyor, memleketin tüm şehirlerine sıçrıyordu. Olaylar herkesi çok etkilemiş olacak ki babam bir gece rüyasında şehri çevreleyen sur duvarlarına kadar suyun yükseldiğini ve yükselen suyun şehrin sur duvarlarını aşarak, şehri gark ettiğini görerek korku ile uyanır. Uyandıktan sonra bu rüyayı bize anlattı ve tedbir olarak ailece Eskişehir surları içerisine taşındık. Bu rüyadan kısa bir süre sonra Hoten Birlikleri Yarkent şehrine kadar geldiler. Hoten birliklerinin başında Şah Mansur ve Emir Sahip bulunuyorlardı. Bir sabah top, tüfek sesleriyle uyandım hatta oturduğumuz evin tahta kapısına bir kurşun isabet etmişti. Kurşunu gören babamız "bu yorulmuş kurşun" demişti. Ağabeyim Hiytahun kuşatma başladığı zaman  Hoten birliklerine  katılmak için savaşa gitmişti. Ağabeyim, kuşatma esnasında yanında beraber savaştığı birkaç kişinin şehit olduğunu anlatmıştı. Kuşatma başarılı olmuş ve kısa zamanda Yarkent Eskişehir Çinlilerin ellerinden kurtarılmıştı. Eskişehir kurtarıldıktan sonra ağabeyim yanında iki gazi askerle eve geldi. Bu askerler savaş sırasında ganimet olarak aldıkları birkaç tüfeği beraber getirmişlerdi. Ağabeyim onlara tüfek tamiri ve mermi imalatı yapabileceğini söylemişti. Bu nedenle bu arızalı tüfekleri tamiratının yapılması için ağabeyime getirmişlerdi. Evimizde de Çinlilerin savaştan önce tamir için bıraktığı birkaç tüfek daha varmış. Ağabeyim ve yanında beraber gelen askerler evdeki tüfekleri de alarak Sah Mansur'a hediye vermeye götürdüler. Evimize gelen askerlere annemin nar suyu ikram ettiğini hatırlıyorum. Askerler kırmızı bir üniforma giyinmişlerdi. Başlarındaki şapkaları dikkatimi çekmiş ve onlara adını sorduğumda "behri" demişlerdi. Askerlerin görünüşleri çok heybetli ve saçları uzamış idi.Onlara saçlarının niye uzun olduğunu sorduğumda "savaşı kazanıp inkilap bittikten sonra kestireceğiz" demişlerdi. Tüfeklerin içinden hala barut kokusu geliyordu. O koku bana mutluluk, istiklal ve hürriyet üzerine güven duygusu veriyordu, içimde ferahlık doğuyordu.

Eskişehir alındıktan sonra, Çinlilerin yoğun yaşadıkları Yenişehir kuşatma altına alınmıştı. Yenişehir surlarının etrafı tamamen hendekler ile çevrili idi. Kuşatma esnasında surları aşmak için her taraftan delikler kazılıyordu. Bir taraftan da kuşatma esnasında hasar gören Eskişehir surları tamir ediliyordu. Eskişehir'i alan ve Yenişehir kuşatmasına katılan Hoten askerlerinin adedini 60.000 olarak duyuyorduk. Askerlerin elindeki tüfeklerin 10.000 adet civarında olduklarını söylüyorlardı. Savaşlar esnasında Tüfekli birlikler önde gidiyorlardı. Arkasından kılıçlı birlikler geliyordu. Ondan sonrakiler mızrak ve çomaklı askerlerdi. Kuşatmaya katılan askerlerin içinde atlı askerlerin sayısı çok azdı.Düzenli bir ordu disiplinine sahip askerler, yürüyüşleri esnasında çeşitli marşlar söylüyorlardı. Bu marşlardan aklımda kalanlardan biri şöyleydi. "Şarki Türkistan'dır vatanımız Doğu Türkistan'dır vatanımız Hayderiğ ötüp ketken sanımız Boşa gelip geçen zamanımız Bu yolda okumak erkanımız Bu yolda okumak amacımız Himmetleri gayretleri küçüktür ballan askerleri" Himmetleri,  gayretleri.  Küçüktür çocukları askerleri.

Nihayetinde Yenişehir'de düşürülüp, Çinlilerin elinden kurtarıldı ve surlara Gökbayrak dikildi. Mavi zemin üzerine ay yıldızlı bayraklar camii ve mescitlerde de vardı. Hoten askerleri Yenişehir'i aldıktan kısa bir süre sonra Kumul inkilabının askerleri başlarında Hoca Niyaz Hacı olduğu halde Yarkent'e geldi. Hoca Niyaz Hacının askerleri tamamen atlı idi. Muntazam bir şekilde askeri elbise vardı. Kılıç, tabanca, tüfek, bomba hatta çizmelerinde mahmuzları vardı. Askerlerin su mataraları dahi vardı. Bu askerler namaza giderken başında beyaz dobba (Uygur başlığı) ile saf saf dizilip camiye giderlerdi. Bir bölük namaz kılarken diğer kısım güvenlik tedbiri alırlardı. Bu askerler de merasimlerde, daha sonraların halkın diline yerleşecek kahramanlık marşları söylüyorlardı.

İnkilab askerleri Yarkent'te hakimiyeti sağladıktan sonra, bir cephane üretim atölyesi kurdular. Bu atölyede ağabeyim de görev almıştı. Bu atölyede tüfeklerin tamiratı yanında, fişek ve mermi imalatı yapıyordu. Yaklaşık 40 kişinin çalıştığı bu atölyede bir Rus'un çalıştığını görmem, bana garip gelmişti. Bu atölyede çalışanlara maaş ödenmesine rağmen, ağabeyim verilen ücreti kabul etmeyip, bunun vatanın bağımsızlık mücadelesi olduğunu ve kendinin vatan için çalıştığını söyleyerek orduya iade ediyordu. Ağabeyimin bu hareketi ve babam ile beraber  sağladığı yararlılıklar nedeni ile Hoten askerlerinin komutanı Sah Mansur tarafından kendilerine milli kıyafetimiz olan Ton ve bir at hediye etmiştir. Ağabeyimin hediye edilen bu elbiseyi uzun yıllar sakladığını ve sadece bayramlarda kullandığını hatırlıyorum.

  • 1460 defa okundu.