• 08.06.2018
  • 803 defa okundu

Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin maruz kaldıkları zulümler, Ramazan ayında oruç tutan Müslümanlara Çinlilerin yaptığı işkencelernedeniyle gündemimize hafiften girdi.

Ama inanın oruç nedeniyle çekilen zulümler uygulanan sistematik asimilasyonun sadece çok ama çok az bir kısmı!

Buzdağının görünen kısmı anlayacağınız. Görmediğimiz ve bilmediğimiz acılar ve zulümler ise çok daha fazla inanın…

Nerden mi biliyorum?

Bizzat Doğu Türkistan’da doğmuş, büyümüş, Çin’in yaptığı zulmü yaşamış ve bir yolunu bularak Türkiye’ye kaçabilmiş Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin anlattıklarından…

Türgev ve Diyanet Gençlik, Doğu Türkistan’dan kaçıp Türkiye’ye sığınan kardeşlerimize Türk milletinin geleneksel konukseverliğini sunuyor.

Doğu Türkistanlıların barınma ve eğitim ihtiyaçlarını karşılayan Türgev ile Diyanet Gençlik birlikteliğinde yürütülen yeni bir projekapsamında Türkiyeli ailelerin Doğu Türkistan’dan gelen gençleri manevi evlat edinmeleri sağlandı.

Aile olarak manevi evlat edindiğimiz Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin anlattıkları karşısında gözyaşlarımızı tutamadık. Dinlediğimiz kelamı, sızısı ile birlikte az da olsa kalemden destek alarak duyuralım niyetiylebu yazı dizisine başlamış oldum.

Kardeşlerimizin anlattığına göre, Çin, Uygur Türklerine karşı yıllardır planlı bir asimilasyon uyguluyor. Bu asimilasyonun ilk ayağında ise İslam dini var.

Çinliler, Uygur Türklerini asimile etmenin birinci ayağının dini duyguları yok etmek olduğunu tespit ederek ilk olarak âlimleri hedef almışlar.

Din eğitimi ve bilinci beraberinde imanı inşa ediyor. Din ve iman ile şahsiyet kazanmış yüreklerin; vatan ve millet bilinci, dava şuuru gelişmiş oluyor. Çin bunları bildiğinden dolayı önce imandan uzaklaştırmaya çalışmış.

Bu çalışma tabii mütemadiyen işkence ve zulümle gerçekleşiyormuş. İmanın eksilmediğini aksine arttığını ve beraberinde millet bilincinin de inşa olduğunu gördükçe zalimliklerini artırıyor ve (kalem yardımı ile yansıtılmayacak derecede) elim işkenceler ve zulümler yapıyorlarmış.

Uygurlu gözü yaşlı bacım; “analarımızı, ablalarımızı, hocalarımızı hapishaneye attıktan sonra zorla başörtülerimizi çıkarıp bize zulüm ederek (körpecik kızlara edilen bu zulümler acabalar ile dolu!) dinimizi ve milletimizi inkâr etmemizi istiyorlar” diye halının köşesine gözlerini kaçırarak anlatıyor.

Şu anda Doğu Türkistan’da yaşayan bir din âlimi bulmak neredeyse imkânsız.

Zaten daha öncesinde de var olan âlimler din eğitimini yeraltına kazılmış hücrelerde veriyorlarmış. Normal şartlarda 10 kişinin alabileceği hücrelerde 30 kişi Kur’an ve İlmihal eğitimi almaya çalışıyormuş. Bazen 1 ay boyunca hücrelerde kalan çocuklar ve gençler temel dini bilgileri burada öğrenmek zorunda kalıyorlarmış. Aileleri ise çocuklarının başka bir şehre ziyarete gittiğini söyleyerek zaman kazanmaya çalışıyorlarmış.

Uygurlu bacım uyarıcı bir eda ile “yer altında camı yok, penceresi yok iki büklüm eğilerek girmek zorunda olduğumuz küçücük kapıları olan hücrelerde gizli gizli eğitim aldık. Bu anlattıklarım belki hikâye belki de tarihin tozlu sayfalarından olaylar gibi gelebilir ama ben henüz 18 yaşında genç bir kızım. Modern çağ olarak nitelendirilen bu zamanda yaşadığım bir eğitim şeklinden ve gizlilikten bahsediyorum” ikazını yapıyor…

Daracık hücrelerde, adeta sırt sırta yatmak zorunda kalan çocukların bu şekilde dini eğitim aldığını tespit eden Çinliler ders veren âlimleri tek tek öldürmüşler.

Şu anda Doğu Türkistan’da dini eğitim verecek hoca ve âlimler yokmaalesef. Ayrıca Çin Doğu Türkistan’da İslam isimlerinin koyulmasını yasaklamış.

Tabii ki amaç dini ve dini değerleri hatırlatacak her şeyi gündelik hayattan söküp atmak. Çinliler dini eğitim aldığını tespit ettikleri insanları kadın-erkek, yaşlı-çocuk ayırt etmeden yakalayıp zindana atıp büyük işkencelerden geçiriyorlarmış.

Çinlilerin yaptıkları diğer bir zulüm ise aileleri parçalamak.

Zorla birbirinden ayrılan aile bireyleri değişik şehirlerde yaşamaya zorlanıyorlarmış. Bunu yaparken de güya eğitim desteği altında yapıyorlarmış. Çocukları götürdükleri yerde ise isimlerini değiştirip, din değiştirmeye zorluyorlarmış. Bu şekilde birbirinden koparılan aileler bir daha haber alamıyorlarmış gidenlerden.

Uygurlu bacım akıntıdan damlaya geçmiş gözyaşının bolluğunu gizlemek maksadı ile boynunu bükerek; “bizler şimdi buradayız ama benim küçük kız ve erkek kardeşim oradalar. Oradalar derken nerde olduklarını bilmiyorum. Onları zorla küçücük çocuk yaşta elimizden-ailemizden alarak eğitim vereceğiz diye zulüm altında tuttukları sözde eğitim hanelerine götürdüler. Küçük yaştan itibaren kardeşlerimi birbirinden ve bizden ayırarak Çinli çocukların arasında Çinli kültürü ile yetiştirip İslamsızlaştırmak için çaldılar. Kim bilir büyüyünce benim kardeşlerim nasıl insanlar olacak. Belki de zalimler içerisinde yaşayanlardan olacaklar. Çünkü her şeylerini değiştirecekler. Dinlerini, isimlerini, ailelerini..”

Yahu yazarken bile yüreğim dayanmıyor! Nasıl anlatıyorsun bacım.

Dahası nasıl yaşadınız bunları güzel kardeşim.

Çinlilerin uyguladığı bir diğer asimilasyon yöntemi ise Doğu Türkistanlı kızların Çinli erkeklerle evlendirilmesi.

Doğu Türkistan günlerini anlatan Uygur Türkü kardeşimevlendirilmeyle ilgili bir dipnot düşüyor; Uygur Türklerininkültüründe farklı bir millet ile evlilik yapılması örf gereği ayıp karşılanıyormuş. Bu milletin Müslüman olması durumunda dahi ayıp olarak karşılanıyormuş.

“Gülmeyin hocam ya da garipsemeyin kendimize göre böyle örflerimiz var işte.”

Özellikle Çin hükümeti Uygur Türklerinin bu hassasiyetini biliyor olduğundan öncelikle bunu bir örf işkencesi olarak sonrasında ise din ve kültür işkencesi olarak yapıyormuş.

Kızını Çinli bir erkekle evlendirmek istemeyen aileler ya da evlenmek istemeyen kız sorgusuz sualsiz hapishaneye atılıyor ve işkencelere maruz kalıyormuş.

Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin yaşadığı zulümler bunlarla sınırlı değil. Daha anlatacak çok şey var.

Bir önceki yazıda neyi neden yazmak istediğimin izahatını yaparak giriş yapmıştım yazı dizisine.

Bugünkü yazım olayın bütünlüğü içerisine kapılmadan önceki sahnelerolmuş olsun.

Bir sonraki yazıda kardeşlerimizin çektiği zulmü anlatmaya devam edeceğim…

Mustafa Sabri Beşer

  • Kaynak: https://www.gazeteoku.com/yazar/mustafa-sabri-beser/261587/korpecik-kizlar-dogu-turkistan-2
  • Etiketler: Çin,Doğu Türkistan,Uygur,Türgev ve Diyanet Gençlik

Son Eklenen Haberler

Yorumlar

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek için lütfen üye girişi yapınız. Giriş yapmak için