• 25.01.2020
  • 4377 defa okundu

Milyarı aşan nüfusuyla dünyada büyük bir güç olan İslâm ülkelerinin kendi haklarını ve hukuklarını savunmakta etkili olamaması ‘kıyamet alâmeti’ olarak görülse yanlış mı olur? Ayrıca “İslâm ülkeleri”nin haklarını ‘yabancı kuruluş’ların savunuyor olması da ayrı bir ‘kıyamet alâmeti’ değil mi?

Düşünün, İnsan Hakları İzleme Örgütü, İslâm İşbirliği Teşkilâtı’nın Çin’in Müslüman Uygurlara yönelik zulmünü protesto etmemesine tepki göstermiş. HRW Direktörü Kenneth Roth şöyle demiş: “İslâm İşbirliği Teşkilâtı Uygurlara baskıya karşı Çin hükümetini protesto etseydi, Çin’in 57 ülkeye misilleme yapması gerekecekti. Çin ekonomisi tüm dünyayla boy ölçüşemezdi.” (Karar, 16 Ocak 2020)

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Çin’i her türlü imkânı kullanarak insan hakları için ‘küresel tehdit’ oluşturmakla eleştirmiş. “2020 Dünya Raporu”nu BM Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında açıklayan Roth, Çin hükümeti başta olmak üzere ABD’deki Donald Trump yönetimi ve göçmen politikası, Myanmar ordusunun Arakanlı Müslümanlara yönelik hak ihlâlleri, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Yemen’deki insan hakları ihlâlleri, Venezuela ve Suriye gibi birçok ülkeye sert eleştiriler yöneltmiş. Roth, bir de çağrı yapmış: “Pekin uzun süre ülke içindeki muhalifleri bastırdı, şimdi ise Çin hükümeti bu sansürü dünyanın geri kalanına yaymaya çalışıyor. Hükümetlerin herkesin geleceğini korumak için Pekin’in uluslar arası insan hakları sistemine yönelik küresel saldırılarına karşı birlikte hareket etmesi gerek.”

Hakikaten 57 “İslâm ülkesi” değil, bunların yarısı Çin’in yaptığı zulme yüksek sesle itiraz etse ve dünyadaki “iyi insanlar”ı harekete geçirmeye çalışsa; Çin, bu kadar pervasız hareket edebilir miydi? Bu ülkeler, “Doğu Türkistan’daki zulüm bitip ‘kamp’lar kapanıncaya kadar belli sayıda Çin mallarına ambargo uyguluyoruz” demiş olsalar Çin zulmü kısmen dahi olsa sona ermez miydi?

Çin malları ucuz üretim imkânlarıyla dünyayı istilâ etmiş bir ülke. Bu istilâya karşı ancak birlikte hareket edilebilirse karşı konulabilir. Keşke Türkiye bu itirazda ön sırada olabilseydi. Maalesef başka konularda sert açıklamalar yapan idarecilerimiz Çin zulmü konusunda büyük ölçüde susmayı tercih ettiler.

Aynı rapora göre Çin makamları, BM yetkililerinin doğrudan bilgi almak amacıyla bölgede serbestçe inceleme yapma talebini de geri çeviriyor. Toplantıya katılan Çinli diplomat Sing Cişeng ise raporda ‘ön yargı ve yalanların’ yer aldığını iddia ederek, ülkesine yönelik suçlamaları reddetmiş. Aynı habere göre Pekin yönetimi, Hong Kong’daki insan hakları ihlâllerini dünya kamuoyuna açıklayan sivil toplum kuruluşlarına karşı yaptırım uygulanacağı tehdidinde de bulunmuştu.

Unutmamak gerekir ki Doğu Türkistan’ı hedef olan ‘zulüm kampları’ Çin idarecileri tarafından başta inkâr edildi. Sonra deliller ortaya çıktıkça inkâr edemez hale geldiler ve kendilerini savunmak için “Bunlar ‘zulüm’ değil, eğitim kampı” demeye başladılar. Netice itibariyle Çin yönetiminin dahi inkâr edemediği bir durumla karşı karşıyayız. O halde bu zulmün sona ermesi için mutlak surette birliğe ve beraberliğe ihtiyaç vardır. 

İdarecilerimiz hadiseye bu pencereden bakar ve dünyadaki ‘iyi’lerle ittifak kurulabilirse Çin zulmü ancak o zaman durdurulabilir.

Faruk ÇAKIR

  • Kaynak: https://www.yeniasya.com.tr/faruk-cakir/dogu-turkistan-i-kim-savunacak_511067
  • Etiketler: Doğu Türkistan'Çin,Uygur, İnsan Hakları İzleme Örgütü,Kenneth Roth ,ABD, Donald Trump ,Myanmar

Son Eklenen Haberler

Yorumlar

Yorum Ekleyin

Yorum eklemek için lütfen üye girişi yapınız. Giriş yapmak için