M.Emin BUĞRA 
Devlet Adamı

2008 Yaz Olimpiyatlarının Çin’de yapılması ile birlikte dünya gündemine Tibet ve Doğu Türkistan sorunu sanki yeni başlamış gibi gözükmekte veya dünya bu iki ülkeyi unutmuştu. 
İşgalci Çin devleti Doğu Türkistan’ı fiilen 1949 yılında işgal ettikten sonra,28 Mart 1959 yılından Kızıl Çin hükümet başkanı Çuen LAY Tibet hükümetini lav ettiğini açıklayarak Tibet’ide kendi boyunduruğundaki milletlere kattığını açıkladı.

Kızıl Çin esaretindeki Tibet ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlıkları için her platformda birlikte hareketle birbirlerine her zaman yardımcı olarak uluslar arası arenada Doğu Türkistan davasını anlatan bu ikilinin ortak düşmanı olan Çin bu birlikteliği provoke etse de hiçbir zaman bunu başaramamıştır.
Doğu Türkistan davasının mimarlarından olan M.Emin BUĞRA,İsa Yusuf ALPTEKİN katıldıkları uluslar arası her toplantıda Tibet konusunu da dile getirmiştir.

Değerli büyüğümüz M.Emin BUĞRA’nın 1960 yılında kaleme aldığı YENİ DELHİ KONFERANSI VE TİBET adlı eser sanki bugünler için kaleme alınmış .GÖKBAYRAK dergisi olarak ilk defa bu eserden bazı bölümleri siz değerli Doğu Türkistan dostları ile paylaşmaktan onur duyarız.


DALAY LAMA İLE GÖRÜŞME:

Tibet konusuna başlamadan önce, Delhi Konferansının bize sağlamış olduğu fırsat’tan faydalanarak elde ettiğimiz diğer bir muvaffakiyet’ten kısaca bahsetmek isterim .Bu da Tibet’in Ruhani ve siyasi lideri Dalay Lama’yı ziyaret ve onunla yaptığımız faydalı konuşmalardan ibarettir.
Bilindiği üzere Tibet ile Doğu Türkistan birbiri ile bitişik iki komşu memlekettir çok eski tarihten beri ,bu iki memlekette yaşayan iki Millet arasında dostane bir münasebet vardır.Hele yakın geçmişte ve hali hazırda iki millet’in başına gelen facialar yüzünden bir kader birliği ortaya çıkmış bulunmaktadır.Bu itibarla,bu iki memleket’in ölüm kalım mücadeleleri mesuliyeti’ni üstüne alan kişilerin görüşmeleri ve dertleşmelerinden tabii bir şey olamazdı.
Fakat Dalay Lama başta olmak üzere Tibetli liderler Hindistan’da idiler, biz ise Türkiye’de olduğumuzdan dolayı aramız çok uzak görüşmemiz güç idi.
Delhi Konferansı, bize sağladığı imkânlardan başka da Dalay Lama ve diğer Tibetli kardeşlerimiz ile görüşme fırsatını da sağlamış oldu.
Konferans sırasında Dalay Lama’nın ağabeyleri Bay Narbu ve Bay Tondup başta olmak üzere bir çok Tibetli şahsiyetler ile uzun uzadıya görüştük, memleketlerimizi ilgilendiren bilgileri teati ettik ve fikirlerimizi birbirimize açıkladık.
Konferans bittikten sonra 14 Nisan 1960 günü Mussorie dağ şehrine giderek Dalay Lama’yı ziyaret ettik .Son derece iyi yetişmiş,ilim ve siyaset alanlarında çok geniş bilgi sahibi ve birkaç ecnebi diline vakıf bir genç zat’ın karşısında idik.Bizi bir kardeş sevgisi ve saygısı ile karşıladı.İki saatten fazla süren samimi konuşmamız ve memleketimizin hayati meselelerini inceledik.Buna ilaveten,iki millet’in geçmiş vakayiini,şimdiki durumlarını ve yurt dışındaki muhacir topluluklarının durumlarını birbirimize anlattık.
Kızıl Çin istilası altında olan Tibet. Doğu Türkistan ve Moğolistan gibi memleketlerin akıbetleri hakkında ve hariçteki muhacir liderlerin vatanlarının mukadderatı için yapmaları icap ed en vazifeleri hakkındaki düşüncelerimizi birbirimizin mütalaasına sunuştuk.Bunun son derece faydalı bir buluşma olduğuna kani bulunmaktayız.

TİBET VE DOĞU TÜRKİSTAN’DA ÇİN İMHA SİYASETİ :

28 Mart 1959 günü Kızıl Çin hükümeti, Çu En Lay’ın imzasıyla bir tebliğ yayınlayarak Tibet yerli hükümetinin lağvedildiğini Pançen Lama’nın başkanlığı altında Tibet bölge muhtariyeti için bir hazırlık komitesi kurulduğunu ilan etmiştir. Çu En Lay bu tebliğinde,17 maddeli Çin-Tibet anlaşmasının Tibet liderleri tarafından ihlal edilmiş olduğunu iddia etmiş ve artık hükümsüz sayılacağını açıklamıştır.(halbuki bu antlaşma zaten ölü doğmuş ve yahut ta doğar doğmaz Kızıl Çin tarafından öldürülmüş olduğu herkesçe bilinmekte idi.)

Mayıs başlarından itibaren ellibin nüfusu olan Lasa ya 60.000 kişilik Çin garnizonu yerleştirilmiştir. o tarihlerde Çinliler, Tibet halkının milli kıyafetlerini yasak ederek Çince (mavi ceket-pantolon)giymek mecburiyeti koymuşlardır. Kızıl Çin’in ‘kıyafet birliği’ kararı,Çin boyunduruğu altındaki milletleri yutmak planının başlangıç tatbikatından biridir.
Kızıl Çin, Tibet ve Doğu Türkistan’da eski aldatıcı antlaşmaları birer perde olarak kullanmak siyasetini 1959 olaylarından sonra terk etmiş ve bütün planlarını açıkça tehdit makinelerini işleterek tatbik etmeğe karar vermiş bulunmaktadır.
Tibet’ten ve Doğu Türkistan’dan gelen haberler, şöyle özetlenebilir: Açlıktan ve hastalıktan her ay ölenlerin sayısı binleri geçmektedir . Çin’de tatbik edilemeyen Komün sistemi Tibet ve Doğu Türkistan’da süngülü Çin askerleri ve silahlı partizanlarının kanlı baskıları altında tatbik edilmektedir.Her günü en az bin Çinli bu memleketlere getirilmektedir.üç buçuk milyon nüfusu olan Tibet’e ve sekiz milyon nüfusu olan Doğu Türkistan’a onar milyon Çinli yerleştirmek planı,yerli halkı sokağa atmak suretiyle tatbik edilmektedir.Yazı ve dil Çinleştirilmeğe başlanmıştır.Diğer taraftan da Tibet ve Doğu Türkistan milletleri kendi başlarına ve imkanları nispetinde kanlı mücadelelerini devam etmektedirler.
Bu faciaların tafsilatını kaynakları ile sayıp dökmek için için bu küçük eserin dar sahifeleri kafi gelmemektedir. Bu sebeple sözü uzatmaktan vaz geçerek aşağıdaki gerçekleri sayın okuyucularıma sunmakla eserime son vermek isterim.

BİR AÇIKLAMA

Bir çok yazarlar, Tibet’e ‘Asya Macaristan’ı’ unvanını vermek istemişlerdir.Yani Tibet’te Kızıl Çin tarafından yapılan tedhiş ve baskılar,Macaristan da Kızıl Rusya tarafından yapılan istila ve tedhiş vakıaları ile ölçülmek ve dünya efkarına bu ölçü çerçevesi içinde aksettirmek istenmektedir.Fakat Macaristan ile Tibet hadiselerinin arasındaki benzerlik yalnız silah kuvveti ile istila ve nüfuz’a baş eğdirmek noktasında mevcuttur.Macaristan istila edilmiş ise de yine Macaristan olarak kalmış ve millet yine Macar milleti olarak kalmıştır,toprak ve millet yok edilmiş değildir,kukla olsa da bir devlet vardı ki bu,Macaristan’ın geleceği için garanti olabilir.
Tibet,Doğu Türkistan ve Moğolistan gibi Çin istilası altındaki milletlere karşı Kızıl Çin tarafından tatbik edilen ve çok kısa bir özeti yukarıda arz edilen ‘’Dünyadan Yok Etme’’siyasetinden doğan olayları Macaristan olayları ile ölçmek,bence Fil’i kıl ile ölçmek kabilinden bir hareket olur.
Başka bir takım yazarlarda Kızıl Çin tarafından Tibet ve Doğu Türkistan’da tatbik edilen emperyalist siyasetleri Kızıl Rusya tarafından Sovyet mahkumu milletlere karşı tapılan terör siyasetleri ile birleştirmek istiyorlar.Bu yazarlar,’Sonra Çıkan Boynuz önce Çıkan Kulak’tan Daha Uzun ve Daha Serttir’ Türk atasözünü hatırlamalıdırlar.Mao Çe Tung’un şiddet politikasına karşı Kuruşçef’in alaylı itirazları zaman zaman dünya basınını işgal etmektedir.Sovyet liderleri ile Kızıl Çin elebaşlarının aralarında iç ve dış siyaset alanlarında çok çetin anlaşmazlıklar olduğu da artık herkes çe bilinen bir hakikattir.İkisi de Komünisttir ,ikisi de emperyalisttir,ikisi de terör rejimi ile ayakta duran ve insan kanı ile temeli atılan kurullardır.Fakat Ruslar istilacı ise Çinliler imhacıdır,bu bakımdan aralarındaki fark büyüktür.
İster Sovyetler ve ister Kızıl Çin olsun, can düşmanları olan batı devletlerine karşı yapa geldikleri soğuk harp faaliyetlerinde batılılara karşı kullandıkları yegane silah ‘’Emperyalist’’ ithamıdır. Çünkü batı devletlerinde bir çoğu, dünyanın muhtelif kıtalarında bir çok milletlerin yurtlarını geçen asırlarda istila etmişler ve onların memleketlerinin servetlerini istismar etmişler ve hala da birkaç memleket batı devletlerin sömürgeleri halinde durmaktadır. Şurası gariptir ki 2000 yıl önceden beri komşu milletlerin üzerinde tahakküm iddiasında bulunan ve gücü yettiği fırsatlarda oraları istila eden ve sömüren Çinliler,’’Emperyalist’’olduklarını kabul etmiyorlar. Bundan 500 yıl önce bir zamandan beri,Asya ve Avrupa memleketlerine karşı daimi suretle saldırgan bir siyaset tuta gelen ve koca Asya’nın yarısını silah kuvveti ile sömüren Ruslarda ‘’Emperyalist’’olmadıkları yaygarasını hiç utanmadan savurup durmaktadırlar.
Adı geçen iki kan içici istila çetesi,’’belki seleflerimiz emperyalist idiler, fakat biz birleştiriciyiz (!) diyorlar’’.’’Akılsızın özrü günahından beter’’kabilinde olan bu yalan, hiç kimseyi inandıramamıştır.Çünkü kuvvet ve tedhiş ile başka milletlerin milli istiklali ve hürriyetini gasp etmek suçuna ‘’birleştirmek’’ adını takmakla insan denilen akıllı mahluk’un aldanması imkansızdır.
Batılı bir çok yazarlar, Sovyet ve Çin istilacılığı ve imhacığını klasik batı emperyalizminden ayırmak amacıyla ‘’yeni emperyalizm’’ veyahut ta (Kızıl emperyalizm) adını vermektedirler. Bana kalırsa buna ihtiyaç kalmamıştır.Çünkü son on beş yıl içerisinde batı sömürgelerinden hemen hemen yüzde doksanı hürriyetine kavuşmuştur,kalan kısmının da hürriyete bir gün meselesidir.Buna göre batı devletleri emperyalist lakaplarından artık kurtulmuş sayılmalıdırlar.
Bu mefkur lakabın olduğu gibi zamanımızdaki en menfur ve insan haklarını çiğneyen Rus ve Kızıl Çin haydutlarına bırakmalı ve bütün dünya birleşerek bu insaniyet düşmanlarının kanlı penceresinden dünyamızı kurtarmak için seferber olmalıdır.

M. Emin BUĞRA
- Delhi Konferansı ve Tibet .M. Emin BUĞRA 1960 Kitabından alınmıştır. 

  • 834 defa okundu.