Alperen ÇELİK  
Duisburg Universitesi

Yarım yüzyıldır sessiz soykırıma uğrayan Doğu Türkistan


Çin´in Sincan Özerk Bölgesi´nde Müslüman-Türk nüfusa yönelik uyguladığı fiziki ve kültürel soykırıma karşı dünya kamuoyu duyarsızlığını yarım yüzyıldan buyana sürdürmekte. Doğu-Türkistan´lı soydaşların dramları ve olumsuz yaşam koşullarının tek sorumlusu Pekin Hükümeti´dir.

Türkistan´ın tarih içindeki yeri

En az iki bin yıllık geçmişiyle Türkistan diyarı, dünyanın en önemli ve köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bölgenin adıdır. Kuzeyde Sibirya'ya, batıda Hazar Denizi ve Ural Dağları'nın güney kısmına, güneyde İran, Afganistan ve Tibet'e, doğuda Çin ve Moğolistan'a sınır olan Türkistan, oldukça geniş bir sahaya sahiptir. Bugün, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın dahil olduğu bölge Batı Türkistan olarak anılmakta, iki yüzyıldan buyana Çin işgal ve nüfuzu altında bulunan bölge ise Doğu Türkistan olarak adlandırılmaktadır. Türkistan'ın coğrafi ve stratejik olarak taşıdığı önemi anlamak için ise, öncelikle bölgenin iki dev gücü olan Rusya ve Çin'in bu topraklara olan ilgilerini göz önünde bulundurmak yeterlidir. Coğrafi yapının da sebep olduğu siyasi oluşumlar neticesinde bugün Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmış olan Türkistan toprakları gerek Rusya, gerekse Çin açısından önemlidir.
Baktığmızda tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet veya hanlık kurulmamış olmasına rağmen, Orta Asya'nın büyük bölümünü oluşturan söz konusu alan, eski çağlardan beri Türklerin yerleşim merkezi olduğu için Türkistan olarak adlandırılmıştır. Özellikle de araştırmacılar tarafından tarihin ilk medeniyet merkezlerinden biri olduğu belirtilen Doğu Türkistan, jeo-stratejik konumu itibariyle Batı ve Doğu kültürlerinin kaynaştığı bir bölge olagelmi‚tir. Özellikle Hakan Satuk Buğra'nın İslam'ı kabul etmesinin ardından 751-1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan'ın altın devri olarak bilinir.
Medreseleri ve öğretim kurumları ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etmiş, tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir. Bu topraklarda doğan Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular devlet kurup, Türk-İslam uygarlığının en güzel örneklerini vermiş ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Mahmut Gaznevi, Abdülkerim Satuk Buğra, Timur, Selçuk Bey, Babürşah, Melikşah gibi büyük devlet adamları da bu topraklarda yetişen değerli isimlerdendir. Ebunasril Farabi, Fergani, Zimahşeri İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Sekkaki gibi eserleri ile İslam kütüphanelerini zenginleştiren bilginler de bu bölgeden gelmi‚tir. Ayrıca Divan-ı Lügat-it Türk'ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf Has Hacib, Atebet'ül Hakayık adlı eserin sahibi Ahmed Yüknek gibi isimler de Türk-İslam uygarlığının beşiği olarak kabul edilen bu topraklarda yaşamıştır. Burada sadece birkaçına yer verdiğimiz bu isimler, Doğu Türkistan'ın İslam ve Türk dünyası için taşıdığı değeri ortaya koymaktadır.

Çin için vazgeçilmez coğrafya

Uygurca´nın yanısıra Kazakça ve Kırgızca´nın da konu‚ulduğu Do©u Türkistan´ın yüzölçümü 1,6 milyon kilometrekaredir. 18 milyonluk nüfusunun tamamını Uygurlar´ın oluşturduğu bölgede yıllarır uygulanmakta olan kapsamlı asimilasyon politikası neticesinde nüfus dengesi büyük oranda değişmiş, bugün bölgede yaşayan Çin´lilerin sayısı 7 milyona ulaşmıştır. Coğrafi konumun siyaset üzerindeki etkisi ve coğrafi açıdan avantajlı bölgelerin stratejik olarak da avantajlı olmaları gerçeği, Doğu Türkistan'ı Çin için vazgeçilmez hale getirmektedir. Bu nedenle Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan topraklarından çekilmek ve burada bağımsız bir devlet kurulmasına izin vermek yerine, baskı ve şiddetle yerli halka işgali kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Bir yandan da haber alma ve iletişim özgürlüğü de dahil olmak üzere her türlü özgürlüğü ortadan kaldırıp, Doğu Türkistan'ı kapalı bir kutu haline getirerek, bölgeyi mümkün olduğunca dünya gündeminden uzak tutmaktadır. Çin'in en batı noktasını oluşturan bu topraklar, Soğuk Savaş döneminde Çin tarafından, Sovyet tehdidine karşı tampon bölge olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle Çin'in söz konusu topraklar için atacağı her türlü adım, hem kendisinin hem de bölge ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını doğrudan ilgilendirmektedir. Şu anki konumuyla Rusya, Çin için artık ciddi bir tehlike teşkil etmiyorsa da, Çin, "Halkın Kurtuluş Ordusu" (PLA) olarak adlandırılan silahlı kuvvetlerine bağlı kara ve hava kuvvetlerini bölgede tutmakta ve nükleer füzelerinin büyük kısmını da burada muhafaza etmektedir. Elbette PLA birliklerinin Doğu Türkistan'da varlığını devam ettirmesinin diğer bir önemli nedeni de, Müslüman halkı gerektiği gibi kontrol altında tutabilmektir.
Ancak Çin'in Doğu Türkistan'a olan ilgisini sırf jeo-stratejik kaygılarla açıklamak mümkün değildir. Bu bölge aynı zamanda zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir ve toprakları da çok verimlidir. 21. yüzyılın Kuveyt'i olarak da anılan Doğu Türkistan, petrol, doğal gaz, uranyum, kömür, altın ve gümüş madenlerinin bolluğu ile dikkat çekmektedir ve bu yönü ile Çin'in en önemli hammadde kaynaklarından biridir. Özellikle Doğu Türkistan'ın orta bölgesinde yer alan Tarım Havzası'nın geniş petrol rezervlerine sahip olduğu düşünülmekte ve bu yönde araştırmalar devam etmektedir. Bu özelliğinden dolayı "Umut Denizi" olarak adlandırılan Tarım Havzası'nın 10.7 milyar ton petrol kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir. Jeologların şu ana kadar yaptıkları araştırmalar ise 300 milyon ton petrol ve 220 milyar metre küp doğal gaz kapasitesi olan 13 yatak ortaya çıkarmıştır. Çin'in Doğu Türkistan'a enerji konusundaki bağımlılığı Tarım Havzası'ndaki petrol kaynakları ile de sınırlı değildir. Çin sanayisi için hayati önem taşıyan, Orta Asya Türk Devletlerinden gelecek herhangi bir boru hattının doğal güzergahı Doğu Türkistan olacaktır. Zengin doğal gaz, kömür ve bakır yatakları da bu bölgeyi Çin ekonomisi için vazgeçilmez kılmaktadır. Kızıl Çin (Red China) topraklarında çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında yer almaktadır. Bunların arasında kalitesi ve yüksek kalori değeri ile ünlü olan kömürün ayrı bir yeri vardır. Çin'in toplam kömür rezervinin yarısını oluşturan Doğu Türkistan kömür madenlerinin (hard cole and brown cole) rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır.

Çin´in insan hakları ihlalleri

Dünyanın dördüncü büyük ülkesi olan Çin, 1876 senesinde i‚gal ettiği Doğu Türkistan´ı 1884 senesinde resmen Mançur Ûmparatorluğu´na ilhak etti ve bölgeye “yeni kazanılan yer“ anlamına gelen Sinkiang ismini vermiştir. Bu tarihten itibaren bölgede başlamış olan dolaysız Çin hükümranlığı sonraki yıllarda da aynı olumsuz çizgide seyretmiştir. Bunun neticesinde kendi kendini yönetme hakk⁄ (autonomy) ellerinden alınmış bölge insanı, devamlı olarak hakim siyasi otorite olan Çin´in baskıcı politikasına maruz bırakılmıştır. Zamanla değişen siyasi yönetimler de bu çizgide bir değişikliği beraberinde getirmemiş ve hemen bütün yönetimler Çinlile‚ tirme politikasını uygulamışlardır. 1949 devrimiyle başa geçen Mao Zedung, bu şovenist anlayışı komünizm maskesi altında daha şiddetli bir biçimde sürdürmüş, sınıfsız toplum anlayışını temel ilke edinen komünist felsefeye son derece ters olan bu anlayış günümüze kadar süregelmekte ve gülünç duruma düşme pahasına yine sosyalizm ile meşrulaştırılmaktadır.

Pekin Hükümeti´nin Doğu Türkistan´lılara yönelik en ağır insan hakları ihlalinin başında özerkliğin tanınmaması gelmektedir. Her ne kadar resmi tabir “Sinkiang Otonom Uygur Bölgesi“ olarak geçse de, böyle bir federatif özerklik söz konusu değildir. 1949 yılında 30 üyeli Sinkiang Demokratik Halk Bölge Meclisi´nde Çin asıllı üye sayısı 2 iken, günümüzde bu oran 26 olmuştur. Sinkiang bölgesindeki en önemli idari mekanizma olan Komünis Parti Bölge Komitesi´nde toplam 15 komiserin bugün 12´si Çinli, 2´si Uygur, 1´i Mo©oldur. 1949 Demokratik (yani komünist) Anayasa´da belirtilen “otonom bölgelerin ve etnik nüfusların kendi kaderini tayin hakkını hiç bir etnik topluluğa tanımayan Çin, bilinçli istihdam ve nüfus politikasıyla da insan hakları ihlalinde bulunmaktadır. 1949´ta bölgedeki Çin´li nüfus oranı 280.000´lerdeyken bu rakam bugün (2005) 7 milyona ulaşmıştır.

BM İnsan Hakları Gözlem Raporu´na göre Pekin Hükümeti´nin özellikle uyguladığı bu Çinlileştirme politikası çerçevesinde Doğu Türkistan´a sadece bir günde getirilen Çinli (“Hanren“; etnik Çinli) sayısı ortalama 4000 civarında seyretmektedir. Bu rakama ise zaten ülkede bulunan 622.000´lik Çin ordusu dahil olmayıp, ülkenin di©er bölgelerinden sürgün yeri olarak çalışma kamplarına gönderilen 40.000 Çinli mahkum (“Bintuan“) sayısı da dahil değildir. Ayrıca bu kişiler, mahkumlara ömür boyu Çin´e geri dönüş yasak olduğundan, ceza süreleri bittiğinde aileleriyle birlikte burada yaşamak zorundadırlar.
Bölge insanını asimile etmek için uygulanan bir diğer devlet politikası da Çinlilerle yapılan evliliklerin özel bir teşvik parasıyla yaymaya çalışılmasıdır.

Bu konuda Uygur´ları “bilinçlendirmek“ için kurulan Chung Tan Enstitüsü, özellikle Uygur erkeklerin Çinli kadınlarla evlenerek başka bir bölgeye taşınmaları için 1000 Yuan ödeme yapmakta, bu evliliklerin boşanması da yasaklanmaktadır. Ayrıca devlet, “Sağlıklı Nüfus Yapısı“ gibi yanıltıcı isimler altında zorla nüfus kontrolü uygulamakta, özellikle Uygurların yaşadığı bölgelerde yıllardır uygulanmakta olan “Tek Çocuk Politikası“ farklı bir boyut kazanmaktadır. Doğu Türkistan bölgesine yerleştirilen mahkumlar bu zorunlu uygulamadan muaf tutulmakta, bölgeye yerle‚ tirilmiş etnik Çinlilere iki çocuk sahibi olmalarına izin verilmektedir.

Hatta bu durum kentin ve bölgenin nüfus dengesine göre değişiklik arzetmekte, bu bilinçli nüfus ve doğum kontrolü ile etnik nüfus dengesinin orta vadede Çinliler lehine sonuçlanmasına çaba gösterilmektedir. Yine özellikle Uygur kentlerinde toplu kürtajlar yapılmakta, olu‚turulan “bebek kotaları“ dışına çıkılmamasına özenle dikkat edilmektedir. Gayri resmi kaynaklara dayanan veriler, Urumçi ve Hotan gibi ‚ehirlerde Uygurlu kadınların yıllardır bu ‚iddete maruz kaldığını, toplu kadın ve erkek kısırlaştırılmalarının çok yaygın olduğunu gözler önüe sermektedir. Û‚ ve meslek arayanlardan “kısırlık“ karneleri istenerek, bu kişilerin ev ve işyeri bulmaları kolaylaştırılmaktadır.

Hükümetin getirdiği bir diğer insanlık dışı uygulama da, Uygur alfabesinin yasaklanması ve günlük hayatta ve toplu mekanlarda konuşulmasının cezalandırılmasıdır. Maoist Devrim´in hemen ilk yıllarında yarım milyona yakın Uygurca eserin yakılması ile başlayan kültür soykırım, binlerce yıllık geçmişi bulunan bir eski dilin yok olması için atılan ilk adım olmuştur. Verilere göre bugün Uygur alfabesinde yayın yapan gazete ve neşriyatın tamamı Çin Hükümeti´nin yayın organları olmakla birlikte, piyasadaki Uygurca basılı eserlerin %8´i bu dilde. “Kültür Devrimi´nin hedefleri“ doğrultusunda matbaaların bu dildeki eserleri basması yasak ve ağır cezalara tabi tutulmaktadır.

Uygur nüfusu bilinçli olarak belli bir eğitim düzeyinin altında tutma gayretinin bir diğer kanıtı da, genel nüfusun %61´ini oluşturan Uygurların okullarda eğitim görenlerinin oranının %38´de kalması ve bu oranın yüksek okullarda %20´ye gerilemesidir. Okullarda verilen eğitim tamamen Çince olup, anadilde eğitim-öğrenim (Ûlkokul derecesi) sadece bazı bölgelerde ve Çinli öğretmenler tarafından verilmektedir.

Uygurların yasadığı Sinkiang´da 1992´den buyana ilk ve ortaokullarda okul harcı talep edilmekte, bir çok (Uygur) ailenin bu parayı tedarik edemeyişinden bir çok öğrenci eğitim olanaklarından mahrum bırakılırken, etnik Çinlilere her türlü kolaylık sağlanmaktadır. Uygurca´nin uzun vadede yok olmasını hedefleyen Çin politikası sonucunda Uygur dili ve bu dili konu‚an insanların oranı gittikçe azalmakta. Bu kültürel soykırımın yanısıra Doğu Türkistan´da geniş bir yoksulluk oranı hakim durumda. Sayısız yeraltı zenginliğine sahip olmasına karşın bölgenin bütün madenlerinin (işlemek, kullanmak ve satmak için) Çin´e çıkarılması sonucunda insanların %82´si yokluk sınırı altında bir hayat sürmekte ve yıllık gelir 45-50 $ arasında seyretmekte.

Özellikle Uygur´ların maruz bırakıldığı bir diğer insan hakkı ihlali, her Çin vatandaşının yerine getirmekle yükümlüğü olduğu yıllık 45 günlük mecburi hizmetin yüzbinlerce Uygurlara her sene çoğu kez 3-6 ay süreyle yaptırılmasıdır. Yerimizin kısıtlı olduğundan yeterince yer verememe durumunda olduğumuz daha bir çok insan hakkı ihlali ve soykırım çeşitli türlerinden bazıları iş dünyasında Türkistanlılara uygulanan etnik ayrımcılık, etnik aidiyete göre sağlanan sağlık hizmetleri ya da eğitim alanında görülen Çinci ayrımcı politikadır.

Çin Hükümeti bunun ötesinde 1960´lı yıllardan buyana bölgede nükleer “denemeler“ yapmakta, yerleşim alanlarının hemen yanında yapılan bu testlerin yol açtığı tahribat inanılmaz olmuştur ve olmaya devam etmektedir. İlk atom denemesinin yapıldığı 14 Ekim 1964´ten buyana Lop Nor bölgesinde Uygur Human Rights Project verilerine göre Sinkiang bölgesinde yapılan 40 atom denemesinde 210.000 insan hayatını kaybetmiştir. Urumçi Halk Hastanesi resmi raporlarında da radyasyonun yol açtığı kanser ölülerin sayısının ayda 10´çoktan geçtiği açıklanmaktadır.

Son olarak yer vermek istediğimiz gerçek, Çin´in Uygurlara uyguladığı dini baskılardır. Soykırmmcı düzeye varan bu şiddetli asimilasyon politikası en başlarda ibadethanelerin maddi kaynaklarının kesilmesi yönünde olduysa da, daha sonra bu baskı daha bariz bir hal almış, medreselerin (camilere entegre eğitim kurumları) mülküne devlet tarafından el konulması, camiilerde Mao´nun büstünün yer alması zorunluluğu, medreselerde Kuran eğitiminin yanısıra Mao Zedung´un “Kızıl Kitabı“´nın öğretilmesi gibi inanılmaz yükümlülükler getirilmiştir.

29.000´in üzerinde camii ve medrese kapatılmış, büyük bir kısmı ahır ve depo olarak kullanılmış, Uygur bölgesi Sinkiang genelinde 54.000 hoca ve imam toplama kamplarında tıkılmış, bir çoğu öldürülmüştür. Sadece 1991 senesinden buyana “kaçak imar“ bahanesiyle kapatılan cami sayısı 1.500´dür. Son yıllarda yaşanan ve yer yer sıklıkla gözlenen bağımsızlık yönünde taleplere Pekin Hükümeti 2002´de 200.000´lik bir askeri kuvvetin bölgeye kaydırılması ile karşılık vermiştir.
Özellikle 11 Eylül ile birlikte gelen gelişmeler sonunda bölgede kendini gösteren hareketlilik Çin Hükümeti´ni olağanüstü tedbirlere itmiş, bu tedbirler de her zaman olduğu cağdışı insan hakları ihlalleri, soykırımcı uygulamalar, işkence ve ölüm cezaları şeklinde olmuştur.

Dünyanın bir çok devletinde olduğu gibi bu hak ve hürriyet kısıtlayıcı politikalar Çin´de de devlet tarafından “uluslararası terörizmle mücadele“ olarak empoze edilerek yapılmaktadır.

Kaynaklar:

- Ann Kent, “China, the United Nations, and Human Rights: The Limits of Compliance“ (Pennsylvania Studies in Human Rights), Pennsylvania University Press, June 1999, s.22-35, s.66-67, v.d.
- Victor Louis, “The Corning Decline ofthe Chinese Empire“, New York 1979, s.66-88 ve s.93-97.
- İsa Yusuf Alptekin, “Do©u Türkistan Tarihi“, Ûstanbul 1973, s.126-128 ve s.259-275.
- Muhammed Ûldemir, “Doğu Türkistan'da Çin-Rus Anlaşmazlığı“, Nr. 17, München 1977.
- Robyn Iredale u.a., “Contemporary Minority Migration, Education, and Ethnicity in China“, London 2001.
-www.uyghurcongress.org/De/humanrights.asp?mid=2125209830&mid2=1141374694
- www.uygur.org/enorg/h_rights/human_r.htm
- www.gokbayrak.com/turkistan.asp?inc=haberdetay&numara=491
- www.uygur.org/doguturkistan/index.html

  • 826 defa okundu.