Bilge Tigin 
Araştırmacı-Yazar

Çinli aydınlardan Fang Li-zhi 1989 yılında yazdığı “Çin’deki Hayal Kırıklığı Ve Umut” başlıklı yazısında geçmiş kırk yıllık komünist iktidarını “başarısız” olarak değerlendirmişti. Onun Çin komünistlerine yönelttiği objektif eleştiri kırk yıldan beri komünist propagandasıyla uyutulan halkın gözünü açmasına ve o yıl haziran ayından meşhur “Tian-an-men Olayı”nın meydana gelmesine sebep olmuştu. “Tian-an-men Olayı” Çin halkının kırk yıllık başarısız komünist iktidarına karşı tepkisini yansıtıyordu. Ama Çin komünistleri hem suçlu hem güçlü bir tavırla insan hakları ve demokrasi isteyen halkı gözünü kırpmadan kanlı bir şekilde bastırmıştı. Çin komünistlerinin halkı kanlı bir biçimde bastırması ilk değildi. Kırk yıllık iktidarı döneminde Çin’de milyonlarca insan kurşuna dizilerek, dövülerek, canlı canlı gömülerek, yakılarak, intihara zorlanarak öldürülmüştü. Bugün Çin komünistleri halktan özür dileyeceğine cinayet işlemeye devam etmektedir. Tibet’teki, Doğu Türkistan’daki karışıklığı, huzursuzluğu anlamak için bunun köklerini, nedenlerini incelemek gerekir. Çin komünistleri iktidara geldiklerinde çiftçilerin toprak sahibi olacağını, işçilerin yönetime geleceğini, Çin’deki tüm milletlerin kurtulacağını, tüm milletlere kendi kaderini tayin etme hakkı vereceğini vaat ederek çiftçilerin, işçilerin ve diğer milletlerin de desteğini almışlardı. 1949 yılında iktidara gelince, önceki vaatlerinin tamamen unuttular. Çin komünistleri aynı yıl Doğu Türkistan’daki Milliyetçi Çin (Guo-min-dang) askerlerini tasfiye etme ve bölgede beş müddetle kalma vaadiyle Doğu Türkistan’ı işgal ettiler. 1950’li yılların başında, toprak reformu adı altında toprak sahipleri (pomeşçik)nin topraklarına el konularak topraksız çiftçilere paylaştırıldı, bunun üzerine çiftçiler gerçekten büyük umutlara kapıldılar, komünistlere güvendiler, inandılar, ancak çiftçilerin bu sevinci, umudu fazla uzun sürmedi. 1950’li yılların sonlarına doğru kolhozlaştırma adı altında tüm topraklar kamulaştırıldı, komünist parti kontrolüne geçirildi, çiftçiler bu sefer komünistlere bağımlı hale getirildiler. Köylerde insanlar “büyük kazan yemeği” (da-guo-fan) denen tek tencerede yemek yemeye zorlandılar. O dönemde sadece Doğu Türkistan’ın Aksu İli’ne bağlı Bay ilçesinde 60,000 Uygur Türkü açlıktan ölmüştü. Köylüler eskisinden daha da fakirleştiler, yoksullaştılar. Azınlıklara gelince, Çin komünistleri üm milletlere kendi kaderini tayin hakkını vermek bir yana, asimilasyon politikasını uygulamaya koyarak azınlıkları Çinlileştirmeye giriştiler. Bu çerçevede çok sayıda Çinli göçmen Doğu Türkistan ve Tibet’e yerleştirildi. Doğu Türkistan’da 1949 yılında 300,000 olan Çinli nüfusun bugün 10 milyonu geçmesi bunun inkar edilemeyecek kanıtıdır. 1966-1976 yıllarında Çin komünistlerinin başkanı Mao Ze-dong önderliğinde gerçekleştirdiği “kültür Devrimi” sırasında toplum sağ, sol, kızıl koruyucu, burjua yoluna, kapitalizm yoluna giren diye ayrılarak iç savaşa sürüklenmiş, yüz binlerce insan haksiz yere öldürülmüş, hapsedilmiş ve sürgün edilmişti, toplumu “kızıl terör” sarmıştı. Çin komünistleri hatta kanlarıyla duvarlara “Yaşasın kızıl terör” diye yazacak kadar ileri gitmişlerdi. Bugün başkalarını “terörist” diye suçlayan Çin komünistleri böyle bir yöntemi icat eden ve uygulayanların kendileri olduğunu unutmuş gibi görünüyor. Terör Sovyetler Birliği döneminde Stalin tarafından; 1930 ve 1940’lı yıllarda Çinli Sheng Shih-tsai tarafından; 1966-1976 yılları arasında Mao Ze-dong tarafından uygulanan yöntemdi. O dönemde milyonlarca insan terör kurbanı oldu.
Çin komünistleri bununla da yetinmeyerek 1960-1990 yılları arasında Doğu Türkistan topraklarında sürekli nükleer deneme gerçekleştirmiş, yüz binlerce insanın çeşitli hastalıklara maruz kalarak ölmesine neden olmuştu. Nükleer denemenin etkileri bugün de kendini göstermektedir.
1980’lı yıllardan sonra “Planlı doğum” politikası çerçevesinde zorunlu kürtajla milyonlarca bebeğin yaşam hakkı elinden alınmıştır. Bu Müslüman Uygur Türkleri için affedilmez hatadır. Dinlere saygı anlayışını benimsediğini iddia eden Çin komünistleri bu uygulamalarla kendi iddialarını inkar etmişlerdir. Bir taraftan kürtaj yoluyla milyonlarca bebeğin yaşamına son verirken, diğer taraftan milyonlarca Çinli’yi bölgeye yerleştirerek Uygur Türklerini asimilasyona tabi tutmuştur. Bugün her sene 170,000 Uygur çocuğu bedava eğitim vaadiyle Çin’e götürülmekte, yüz binlerce genç planlı bir şekilde Çin’e götürülüp bir taraftan sömürülürken, diğer taraftan Çinlileştirilmeye çalışılmaktadır. Çince eğitim uygulamasıyla Uygur Türklerinin Çinlileşme sürecini hızlandırmaya çalışılmaktadır. Bütün bunlar Çin komünistlerinin Uygur Türklerini asimile etme niyetinden vazgeçmediğini göstermektedir.
1950 yılından bu yana Çin komünistlerinin kontrolündeki yargı organları evrensel hukuk kurallarına uygun, bağımsız, adil yargılama yerine tamamen siyasi kararlarla binlerce Uygur Türkünü idama mahkum ederek infaz ettirmiştir. Bu durum bugüne de devam etmektedir.
1955 yılında Çin komünistlerince tesis edilen sözde “otonom bölge”nin kanunla belirlenmiş hak ve yetkileri yine kendileri tarafından ayaklar altına alınmıştır. Sadece vitrinde gözükmesi için hükümet başkanı, vali, kaymakamlık görevlerine komünist partisine üye olan Uygur Türklerini tayin ederek bunların iplerini Komünist Parti Örgütü’nün Çinli başkanlarının ellerine vermiştir. Bununla Çin komünistleri dünya kamuoyunu kandırmaktadır.
Bugün Çin komünistleri bir taraftan Doğu Türkistan’ın doğal kaynaklarını talan etmeye, yağmalamaya devam ederken, diğer taraftan insan haklarını görülmemiş bir biçimde ihlal etmektedirler. Örneğin, Uygur Türkleri Çin’in diğer bölgelerinde otellere alınmamakta, bir Uygur alış veriş merkezlerine girdiği anda hırsız gözüyle bakılıp takip edilmekte, olimpiyat bahanesiyle Uygurlar Çin şehirlerinden kovulmakta, pasaport işlemleri yıllarca sürmekte, daha önce verilen pasaportlar geri alınmakta, Çin komünistleri kendi vatandaşına, kendi halkına güvenmemektedirler
Çin komünistleri insan onurunu, milli haysiyeti ayaklar altına almaya devam etmektedirler. İnsan onurunun, milli duygu ve şerefin her şeyin üzerinde olduğu insan tabiatını anlamamakta ısrar etmektedirler. Halkın oyuna başvurmayı Çin’de demokrasi kültürünün olmadığını, halkın kültür seviyesinin düşük olduğunu ileri sürerek sürekli reddetmekte, halkın iradesini hiçe saymakta, halkına güvenmemektedir.
Çin komünistleri 1980’li yıllardan sonra kendi programını, kendi inançlarını inkar ederek kapitalist düzene özgü kuralları uygulamaya başlamış, şehirlerde gökdelenler inşa ederek halka gelişmişlik hissi aşılayarak geçmişteki suçlarını unutturmaya çalışmaktadırlar. Seçilmiş pilot şehirlerde gökdelenler mantar gibi çoğalırken, gökdelenler gittikçe yükselirken insan hakları, demokrasi ve hukuk gittikçe alçalmaktadır. Çin komünistleri bir an önce halktan özür dilemeli, öldürdüğü milyonlarca insanın ailelerinden ve yakınlarından özür dilemeli, gerekli tazminatı ödemeli, suçlular yargılanmalı, bir an önce halkın iradesine başvurmalıdırlar. Doğu Türkistan ve Tibet halkının Çin komünist iktidarını neden benimsemediğini ve sevmediğini anlamlı, onları iki de bir terörist, ayrılıkçı diye suçlamayı bırakıp radikal kararlar almalı, onlara kendi kaderini tayin etme hakkı tanımalıdırlar. Çin komünistleri iktidarının sonsuza dek sürmeyeceğini idrak etmelidirler.

  • 834 defa okundu.