UYGURLAR NE ZAMANA KADAR AYAKTA KALABİLİR
Dr.Kahar BARAT 
ABD Yale Üniv.Öğretim Üyesi
50 yıldır çoğumuzun durumu öyledir,bizim dilimiz,kültürümüz ve Uygurluğumuz çocuklarımıza
geçince yok olmakta ve sadece dinimiz kalmaktadır.Göçmen olmak sadece ana yurttan ayrılmak değil,doğduğumuz ana yurttan ayrılmakla beraber halkımızdan ,akrabalarımızdan,dostlarımızdan oluşan bir bütün sosyal ilişkilerimize veda edip,kendimizi kimsenin tanımadığı bir yabancı yere bırakmaktır.Bu sanki avlumuzda çok iyi yetişmekte olan kayısıyı koparıp Moskova nehrinin yanına batırıp koymakla aynı olup,yetişeni yetişip kalanlarının yok olmasına benzer.Hiçbirimizin böyle göçmen hayatına hazırlığımız yoktu.Yaban elde geçinmek için fazlasıyla okumak,çalışmak,horluk çekmek ve telaş içinde kalmaya mecbur kalmaktayız,ve bu durumda hepimiz ilk önce uyruk krizine maruz kalmaktayız.Bazılarımız Türklerin,Özbeklerin arasına girmeye çalışsak ta girememekteyiz.Bu noktada en iyisi kendi kültür cemiyetlerimizi kurmaktır.William James ‘e göre bir cemiyet kendi üyelerinin çabaları ile gelişebilir,bireyin aktif çalışası cemiyetin desteği olmadan uzun sürmez.Dolayısıyla şöhret ve bencilliği bırakıp,toplumun adsız kahramanlarından olmaya çalışmalıyız.Bizim zenginliğimiz kazandığımız paraya göre olur,ancak kültürel açıdan mutlu olmamız sadece büyük ve önemli işlerle uğraşmakla sağlanır.Bizde hiçbir Uygur’un eli değmemiş olan ve yapmamız gereken binlerce konu vardır.Biz bir çok yerlerde başkaların araştırma konusu konumuna düşmekteyiz,gerçek şu ki bizim tecrübemiz yok,zamanımız kısa,gücümüz az olduğu için u kadar çok işler yapmaya fırsatımız olmuyor.Bugünlerde hepimizin karşı karşıya geldiğimiz felaketlerden biri şu ki çocuklarımız ana dilini unutmakta.Bu durum tüm yurt dışındakiler için aynıdır.Çocuklarımızın dili Amerika,Avustralya,Kanada ve İngiltere’de İngilizce,Arabistan’da Arapça,Almanya’da Almanca,hatta Türkiye’de Türkçe çıkmaktadır.Çocuklar işte böyle olur,dışarıda,kreşte,okulda hangi dil varsa onu öğrenecek.Biz bunun iyi veya kötü olduğu konusunda hiç fikir yürütmedik.Aramızda bu tip asimilasyona karşı direnen çok az insan vardır,çoğumuz çocuklarımızı kendi başına bıraktık ve hatta onlara destek verdik.Biz bu ülkelere asimilasyon olmaya,ev alıp yaramaz çocuklarımıza miras bırakmaya gelmedik.Bizim dış ülkelerde Uygur olarak yaşamamız milletimizin gözünü açmak ve kendimizi dünya’ya tanıtmak için çok faydalı bir fırsattır.Ama bu 50 yıl veya 100 yılda olacak bir iş değil.Küçük ulusların ve göçmenlerin büyük uluslara yem olması dünya çapındaki bir afettir.Asimilasyona karşı direnci desteklemek için BM çok miktarda efor sarf ederek,çok dilli ve ana dilinde eğitimi teşvik etmekte. Yabancı dili bizim yurt dışında geçinmek için en zor engeldir.Biz daha bu engelin yarısına gelmeden çocuklarımız yetişiyor ve yabancı dille konuşmaya başlıyor.Bunun gelecekteki akıbetini düşünmeden,kendimizin daha öğrenemediği bu dili çocuklarımızın çok güzel konuştuğundan memnun olup,onlarla beraber bu dille konuşuyoruz.Normalde
çocukların dili beşiğinden Uygurca çıkar.Yabancı dili kreşte öğrenirler.Bu durumda anne-babaların
yapacağı 3 yol vardır:1.Yabancı dile özenmeden kesinlikle Uygurca konuşmak. 2.Uygurca’yı askıya alıp yabancı dille konuşmak. 3.Uygurca ile yabancı dili beraber konuşmak.1.durumda çocuklar çift dilli olarak yetişir.Bu çocuklar tek dilli çocuklara göre daha zeki olur.Onlar bir meseleyi iki dilde çevirirler ve düşünürler. Bir dili fazla bilmek yeni bir bilim dünyasına yol açmaktır.Tabii ki iki dili birden öğrenmek zordur ve uzun zaman alır,bu süreçte çocuklar iki dili karıştırır ve maksadını anlatmakta zorluk çeker.Kreşte Uygurca,evde ise yabancı dili karıştırıp konuşur.Bu bir normal ama çok önemli bir süreçtir.Bu süreçte anne-babalar evde sürekli Uygurca konuşmalı ve çocuğun bu iki dili karıştırıp konuşmasına izin vermemelidir.Belli bir süreç geçtik ten sonra çocuklar ana dili ile yabancı dilin farklı dil olduğunu hisseder ve dışarıda yabancı dilde evde Uygurca ile konuşmaktan başka çaresi olmadığının farkına varır ve iki yerde iki dilde konuşmaya başlar.Çift dilli çocuklar bu şekilde büyürler.Onların dili tek dilli çocuklara göre 1-2 yıl geç çıksa da sonuçta iyi olur.Milletimiz tarihindeki ve şimdiki büyük bilim adamlarımızdan yabancı dil bilmeyenler yoktur. 2.durumdaki anne-babalar yaşamakta olan hayatın baskısına uğrayıp,çocukların göz önündeki menfaatini düşünerek, çevresinde kendisinden başka kimsenin kullanmadığı aile dilini bırakıp,çocuklarına
başkaların ana dilini zorla olsa da öğretirler.Bunun korkunç akıbeti şu ki,biz hiçbir zaman eksik dilimiz ile çocuklara istediği bilgiyi veremeyiz.Yıllar geçtikçe çocuklar yabancı dilde bizden çok ileri
giderler ve çocuklar ile fikrimiz farklılaşır,bu durumda biz çocuklar için önemsiz kimseler oluruz ve
sadece biyolojik açıdan kandaş ama bir-birimize yabancı kimselerden oluruz.Siz 15-20 yaşa girmiş ama hiç Uygurca bilmeyen çocuğunuzu göz önünüze getirin. 3.durumdaki anne-babalar biraz fazla olup,çoğu zamanlar iki dil arasında keskin sınır koymazlar,onlar çocuklarına acırlar ve onlara kolaylık olsun diye Uygurca ile yabancı dili duruma göre karıştırıp konuşurlar.Gerçekte bunun hiçbir faydası yoktur.Karışık dil ortamı içinde çocuklar mümkün olduğu kadar kolay yolu bulmaya çalışır.Onlar bu konuda çok duyarlı olup,Uygurca’nın dışarıda geçerli bir dil olmadığını,anne-babasının da yabancı dil bildiğini öğrenince iki dil arasında seçme hakkı olduğunu düşünür ve günlerin birinde Uygurca konuşmayı reddederler.Çift dil ile tek dil arasındaki bu çatışmada çoğu zaman anne-babalar yenik düşer.İlk okulun belli yıllarına gelince anne-babalarının göçmen olduğunu ,ana dilinin sınırlı olduğunu fark etmeye başlar.Çocukların en çok bilim alacağı dönemde anne-babalar bir köşede seyirci kalırlar.Anne-babalar,okul ve toplum çocuk eğitiminin 3 kaynağıdır.Anne-babalar dilinden dolayı kendi etkisini kaybettikten sonra çocukların nasıl insan olacağı okul ve toplama bağlı kalır. Dilini kaybedenleri Uygur demese de olur.Bazen kimseler anne-babasından dolayı Uygurlara ve Uygur kültürüne ilgi gösterirler,ama dili bilmediği için hiç katkıda bulunamazlar.Bu tip çocukların gerçek hayat krizi bağımsız yaşamaya,dost insanları seçmeye başlayınca ortaya çıkar.Onlar kendilerini milli kimliğini kaybetmiş küçük bir yeni kabilenin üyesi olduğunu fark edip,ruhsal acı içinde yalnız kalırlar.Biz çocuklarımızı yabancı dili çok iyi biliyor,çok iyi işler yapabiliyor diye gurur duyduğumuza rağmen çocuklarımız öyle basit düşünmezler.Onlar kendilerinin günahsız milletinden ayrılıp,başka topluma da alınmadan yetim gibi kaldıklarını anne-babasında görürler ve onlardan nefret ederler.Ana dilini bilmeyen çocuklarda anne-babaya karşı saygı da olmaz.Gelecekte bu çocuklar kimlerle evlenip,bizim nasıl torunlarımız olacağını ALLAH bilir. 70-yılın sonlarıydı.Pekin’de Burhan Seyyid’in evine ara-sıra gidiyordum.Bir Pazar günü bir sürü torunları onu görmeye geldiler ve Çince ‘yi yi’ diye aksakalın etrafını sardılar.Reşide anne benim bu duruma çok şaşırdığımı görünce hemen açıklama getirip,bizde millet ayırımcılığı yoktur,dünyadaki tüm milletler aynıdır,dedi.Bir başka millet dahisi olan Abdülkerim Abbasov’un kızı Amerika’daki Boston’a gelip bir yıl kalmış ve hiçbir Uygur ile irtibat kurmadan gitmiş.Çocukların dili o ailenin milli gururu ve aile eğitimini açığa çıkaran bir aynadır.Çocukları yabancı millete üye yapmak Çinlilere yakışsa da bizim için bir kayıptır.Bizi dünya tanımıyor.80 li yıllardan önce Amerika ve Avrupa’da sadece 2-3 aile vardı,Biz dünyadan çok uzak ve kapalı bir ortamdayız, kendi uyruğumuzdan vazgeçmek belki iş bulmamız ve yabancıların arasında belli bir süre rahat kalmamızı sağlayabilse de milletimizin bize ihtiyacı var, raflarımızda Uygurca kitap-dergiler bulunsun, cemiyetlerimiz Uygurca sınıflar açsın, bizde sürekli Uygurca yazalım ve okuyalım.Dil ve yazı kullanılmazsa unutulur gider.Bu konuda biz Özbekleri örnek alabiliriz.Onlar kendi milli gururunu iyice korumuşlar. New York’ta bazı Özbek aileleri ile tanıştım.Onlar 19.yüzyılda Kokan’dan ayrılmış olup oradan Afganistan’a daha sonra Türkiye’ye ve en son Amerika’ya göç etmiş.Tüm bunlara rağmen kendi dili olan Özbek dilini unutmamışlar ve daha sonra da unutmayacakları bellidir.Bunun tersine son 50 yıl içinde yaklaşık iki milyon Uygur Namengen tarafa göç etmiş ve Özbek olmuşlar.Bu iki milyon Uygur tarihimizdeki en büyük kayıptır.Bizin milli gururumuz nereye gitti?Biz gerçekten o kadar yaramaz bir milletmiyiz?Dünyadaki 20 ülkeye 38 Türk milleti içinde Uygurlar en kültürlü millet idi,biz bin yıl önce büyük Uygur imparatorluğunu kurmuş ve saltanatlı Manhey,Buda ve Hıristiyan kültürünü yarattığımız zaman diğer Türk milletleri yaylalarda çobanlık yapıyorlardı.Dünya müzesinde saklanmakta olan binlerce eski Uygur elyazmaları fragmanları arasında Uygurca’ya çevrilmiş bir çok Hint,Çin,Yunan ve başka milletlerin numune eserler bulunmakta.Türk İslam edebiyatında bizim ‘Türkü Diller Divani’ ve ‘Kutadgu Bilik’gibi eserler imiz en önde gelenlerdir.Uygur oğlu Elşir Navayi’nin sayısız şiirler şuana kadar Uygurca’dan başka hiçbir dile tam olarak çevrilememiştir.Ne yazık ki 15.yüzyıldan sonra İpek Yolu tam anlamını yıtırıp bizim yurda kimse ayak basmaz olunca 500 yıllık uzun bir cehalet dönemine girdik.20.yüzyılın başlarında milletimizde milli bilinç hızlı uyanmaya başlamıştır.Bizim eğitimimiz şuan Çin’de 2.büyük eğitim sayılır.Bunun temelini birkaç zaman önce Taşkent ve başka yurt dışına gidip-gelen az sayıdaki aydın insanlar atmışlardı.Onlar yurt dışına çıktığı zaman ancak okuma yazmayı bilirlerdi,yurt dışındaki eğitim süresi de ancak 2-3 yıl en fazla ise 4 yıl idi.Eğer biz kendimizi kültürlü millet sayarsak bunda o aydın insanların büyük katkısı vardır.Onların hepsi 10-20 yıl civarında hapiste işkence altında olsa da elinden kalemi düşürmemiş.Bugünlerde ise hepimizin altında Toyota araba olmasına rağmen elimizi bir satır yazı yazmaya uzatmaktan bile yoksun kalmaktayız. Uygurca gazete,dergi,ve kitaplar kültürümüzün ölü yada diri olduğunun göstergesidir.Biz için bunları yayınlamak kolay değildir,geliri olmayan bir iştir.Yayın evleri yayın sayısına dayanarak ayakta kalır.Az olmamıza rağmen yazmaktan da çekinirsek bizim sonumuz nasıl olacak?Genelde bir aydın insan ile bir cahilin farkını evindeki kitap raflarına bakarak bilmek mümkündür.Dilimiz ve kültürümüzün değerini bilmezsek kimse bize değer vermez.
šuan yurt dışındaki 1.ve 2.jenerasyon Uygur çocukları Uygurca’dan tamamen mahrum olarak büyümekte.Bir çoğunun Uygurca okuma yazma bilmediğini görmekteyiz.Genç nüfusumuz giderek artmakta.Bu gençlerin dil sorununu çözmek için acil Uygur dili derslerine ihtiyaç vardır.Bizde Uygurca okullar olmadığı için anne-babaların çocuklarına öğretmen olmaları ve onları kitap,CD ve DVD gibi materyaller ile temin etmeleri gerekir.Aramızdan milletin gamını yiyen,yetenekli insanların ortaya çıkıp boşluğu dolduracağına,uzun geçmeden sadece çocuklar değil büyüklerin de yararlana bilecekleri güzel alfabe,hikaye,şiir,makale gibi seviyeli eserlerin meydana çıkacağına kesinlikle inanırız.

  • 848 defa okundu.