TARİHİ DEVİRLERDE TÜRKİSTAN

 

                                                                                                 Doç.Dr.Abdulkadir YUVALI

                                                                                             (Erc.Üni. Tarih Bölümü Başkanı)

 

GİRİŞ

Türk'ü İslam'dan, İslâm'ı Türk'ten, Türk ve İslâm'ı Osmanlı'dan Osmanlı'yı Türk'ten ayırmak ayrı düşünülemediği gibi Doğu Türkistanlı da Türk dünyasından ayrı düşünmek mümkün değildir. Zira Kırım, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ve Türkiye'nin Türk dünyasındaki yeri ne ise Doğu Türkistan'ın yeri de aynıdır. Türk dünyası her bakımdan bir bütün olarak ele alındığı gibi başlangıç tarihi de ne Osmanlı, ne Selçuklu ile sınırlıdır. Tarih öncesi Saka Türklerine uzanmaktadır.

Tarihi devirde Orta Asya'da kurulmuş ve bütün Asya'ya hakim olmuş Hun, Göktürk ,Uygur ,Kırgız ile Moğol devletlerinin bir diğer müşterek yönü de bugün Doğu Türkistan sınırları içindeki Ötüken'in bu devletlere başkent olmasıdır. Jeopolitik konumu dolayısıyla Ötüken tarihi Türk devletlerinde önemli bir konuma sahip olmuştur. Ötüken'e sahip olmayan devletler Türkistan'a hükmedememişlerdir.

XVIII. yüzyıldan itibaren Türkistan Rus-Çin çekişmesine sahne olmuştur. Rus'a göre Çin sınırı Çin şeddinin ötesi, Çin'e göre Rus sınırı Ural Dağları" nın ötesindedir. Yani her ikisi bir birini Türkistan için müstevli, sömürgeci olarak suçlamıştır. Türkler İslâm' la şereflendiği günden beri İslâm tarihini Türklerin dışında, Türk tarihini de Türk milletinin hayat ve hareketlerine yön veren İslâm'ı anlamadan, dikkate almadan kavramak mümkün değildir. Türk'ün önderliğindeki İslâm üstünlüğü XVII. y.y sonlarına kadar sürmüştür. İslâm'ın Hint yarımadasından.orta Avrupa'ya kadar uzanan sahaya yayılmasını sağlayanda Türkler olmuştur.

Osmanlı Devleti'nin karada ve denizde batı dünyasının en dar hudutlarına sıkıştırıldığı Ortadoks dünyasının merkezi ve büyük bir bölümünü yönetimi altına aldığı dönemlerde, Rusya henüz Avrupa sistemi dışında kalmış siyasi bakımdan ehemmiyetsiz konumda idi. Rusya, Osmanlı-Türk gücünün, dokunulmaz üstünlüğünü koruduğu sürece Osmanlı ile ihtilafa girmekten kaçınmıştır. Türk dünyasının savunmasız kaldığı yani Osmanlı'nın denizlerde ve karalarda gerilediği dönemde Ruslar, Kazan, Astrahan ve Sibir Hanlıkları'nı yıkarak Kuzey Asya boyunca yayılırken, Batı dünyasının da desteğini alarak Osmanlı'nın bu saha ile ilgilenmemesini temin etmiştir. Türk-İslâm devletleri arasındaki geçimsizlik ve rekabetten de ustalıkla istifade etmiştir. Yani Osmanlı'nın Batı'da duraklaması ve takiben gerilemesi ile Türk-İslâm dünyası en ağır yaraları ve onarılmaz hastalıkları Ruslar'dan almıştır. Öyle'ki, Rusya'nın Ortadoks- Slavlık adına Türk-İslâm dünyasına karşı yürüttüğü politika zamanla bir imha hareketine dönüşmüştür.

Coğrafi bakımdan Orta Asya diye bilinen tarihi Türk yurdu Batıda Hazar Denizi, güneyde Hindikuş Dağları, kuzeyde Sibirya, doğuda Çin sınırına kadar uzanan 5.340.000 km2 lik sahayı içine alır. Tarihi ve Etnografya yönüyle tamamıyla bir Türk ülkesi olan Türkistan'ın büyük bir bölümü idari bakımdan Rusya ve Çin arasında taksim edilmiş durumdadır. Sovyet İmparatorluğu 1990 yılında dağılmasına rağmen bugün yeniden yapılanma dönemine girmiş ve tarihi Türk yurdu üzerindeki iddialardan vazgeçmediği gibi İdil-Ural, Kırım, Kafkasya ve Türkistan üzerindeki sömürüsünü de sürdürmektedir. Halen Çin işgali altındaki Türkistan'ın 1.503.563 km2 'yi bulan kısmı Doğu Türkistan'dır.

Tarihi devirlerde Doğu ve Batı Türkistan, Hun, Göktürk, Uygur, Selçuklu, Moğol ve Timurlular zamanında aynı devletin sınırlan içinde yüz yıllarca kalmıştır. Bu yüzden Türkistan, dili, tarihi, dini ve dolayısıyla kültürü yönüyle bütünlük içindedir. Kültürlerin gelişme ve değişmesinde birinci derecede etkili olan coğrafyadan kaynaklanan farklılıklar ile birlikte yaşadıkları diğer toplumların kültürel tesirleri hariç tutulursa bu kültür, tarih ve din müştereki devam etmektedir. Ancak tarihi Türk yurtlarında son bir asırdan beri uygulanan asimilasyon politikası Türkistan'ın sosyo-kültürel ekonomik hayatını alt üst etmiştir.

Batı ve Doğu Türkistan'da Türk dünyasının Türkistan coğrafyasında, tarih sahnesine çıkan devletler ve bunların Rusya ve Çin'e karşı verdikleri mücadele, Osmanlı Devleti'nin bu devletlere bakışı, yardımları, o günkü dünya düzeni savunucusu ve koruyucularının Rus ve Çin işgaline karşı tutumlarına kısaca yer vermek istiyoruz.

Rusya'nın Türk dünyasına yönelik saldırılan XVI. y.y. ortalarında Kazan, Astrahan, Sibir Hanlıkları'nın işgali ile başlamış, kuzeyde Kazakistan bozkırları, Kafkasya ve nihayet Batı Türkistan'ın siyasi manada temsilcisi olan Buhara, Hive ve Hokant Hanlıkları'nın işgali ile sonuçlanmıştır. Rusya, Türk dünyasına yönelik bu saldırılarını, Hristiyan Batı dünyasına, devletler arası hukuka riayet etmeyen Türkistan Hanlıklarını medeniyete sokacağız propagandasını yaparak kendilerine karşı yapacak itirazları bertaraf etmeyi başarmıştır.Bu hareketlerinin İngiltere, Fransa, Hollanda'nın Kıta Amerikası, Hindistan, Afrika ve Uzak Doğu'daki sömürgecilik faaliyetleri ile aynı olduğunu Batı dünyasını inandırmıştır.

Osmanlı devleti ile Türkistan hanlıkları arasındaki ilk siyasi ilişkiler XVI. y.y. da başlamıştır. Özbek hükümdarı Köçküncü Han (1510-1530) ve takiben tahta çıkan Ubeydullah Han ve Abdullatif Han'lar zamanında Türkistan-Osmanlı ilişkilerinde hedef İran olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman Özbek Hanı'nın yardım talebine karşılık 300 Yeniçeri ile topçu ve top göndermiştir. Ancak yardım isteyen Abdullatif Han'ın vefatıyla ülkesinde baş gösteren kargaşalardan dolayı Osmanlı yardımı beklenen sonucu vermemiştir. İktidarı ele geçiren Nevruz Ahmet Bahadır, Kanuni'ye Kutluk Fuladi adında bir elçi göndererek durum hakkında bilgi vermiş ve yardımının devamını istemiş ise de Osmanlı Devleti, İran ile barış yaptığı için yardım gönderilmemiştir. Osmanlı-Türkistan ilişkilerindeki İran engeline karşı İdil-Don kanal projesi gündeme gelmiş ise de 1566 da Kanuni'nin ölümü ile yerine geçen oğlu II. Selim bu proje için gerekli müsaadeyi vermiştir. Ancak İstanbul'daki Sokullu'nun bu işle meşgul olmasına mâni olmuş, sefere komuta eden Kefe Beylerbeyi Kasımpaşa'da başarılı olamamıştır.

Osmanlı-Özbek ilişkileri, Safevi savaşları sırasında tekrar gündeme gelmiş ve II. Abdullah Han (1557-1598) 1588 yılında Safevi Devleti'ne karşı doğu cephesini açmış ise de Osmanlı Devleti'nin İran'la banş yapması üzerine İran-Özbek savaşı devam etmiştir. Osmanlı Devleti'nin bu yanlış tutumuna rağmen Osmanlı-Özbek ilişkileri sürdürülmüş II. Abdullah Han'ın ölümü üzerine taht kavgaları çıkmış ve devlet zayıflamıştır.Yerine geçen Baki Muhammed İstanbul'a elçiler göndererek Horasan'ın İran'dan geri alması için yardım istemiştir. IV. Murat'ın Revan ve Bağdat seferi sırasında İmam-Kulu Han (1608-1640) 'a mektuplar yazarak İran'a karşı birlikte hareket edilmesini rica etmiş ise de cevap alamamıştır. Şu halde XVI. y.y. başlarından itibaren Osmanlı, Türkistan devletlerinin hayatında önemli rol oynamıştır. Osmanlı Devleti Türkistan halkının huzur ve emniyet içinde varlıklarını devam ettirebilmeleri için üzerine düşeni yapmıştır. Türkistan hanları da Osmanlı padişahlarını aynı zamanda Halife saydıkları için yazışma ve elçilik teatileri devam etmiştir.

 

(Sürecek)

  • 790 defa okundu.