Çin, Doğu Türkistan

Ve Türkiye'nin Türk Dünyası Siyaseti

Doç.Dr.Timur Kocaoğlu

Koç Üniv.

 

Çin'in 21. yüzyıldaki en öncelikli hedefi Tayvan devletini ortadan kaldırarak, orayı mümkün olduğu kadar kısa zamanda Çin topraklarına katmaktır. Çin'in bu amacına ulaşmak için silah gücü de kullanabileceğini açıkça duyurması, başta Tayvan olmak üzere ABD ve başka devletleri de tedirgin etmiştir. Çin'in 21. Yüzyıldaki ikinci önemli hedefinin ise, Sibirya, Altaylar -ve Orta Asya bölgeleri olduğu açıkça görülüyor. Son 10 yıl zarfında bu bölgelerdeki Çinli göçmen ve işçi nüfusunda büyük patlama olmuştur. Çin ayrıca Orta Asya'daki' üç Türk   cumhuriyeti (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan) ile özel anlaşmalar yaparak, bu devletlerin Doğu Türkistan meselesinde Çin politikasına uygun hareket etmelerini de garanti altına almıştır. Çin yalnızca Sibirya, Altaylar ve Orta Asya bölgeleriyle yetinmeyerek, özellikle Pakistan ve İran ile olan politika, ekonomi ve askeri alanlardaki sıkı işbirliğini daha da arttırmıştır. Çin bu arada Türkiye'nin de dış politikasını Çin güdümüne sokmaya, yani Doğu Türkistan konusunda Türkiye'yi etkisizleştirmeye çabalamaktadır.Türkiye son birkaç yıldır izlediği Çin politikasında her konuda Çin'e "ödün verme" gibi çok yanlış bir tutum içindedir. Acaba Türkiye'nin bu tutumu nereden kaynaklanıyor? Bu soruya sağlıklı cevap verebilmek için Türkiye'nin dış politika ve özellikle Türk dünyasına olan politikasını incelememiz gerekir.

Türkiye için ana hatları önceden planlanmış bir "21. yüzyıl devlet strateji" gerekli midir? Yok sa, Türkiye'de bugüne kadar iş başına gelen hükümetlerin yaptığı gibi 21. yüzyılda da Türkiye kendi devlet stratejisini dünyadaki politik gelişmelere bakarak günübirlik belirlese olmazmı, yani neden önceden devlet stratejisinin ana hatlarını hazırlayalım?

Eğer Türkiye bir üçüncü dünya devleti veya Yunanistan, Suriye gibi küçük çaptaki bir devlet olsaydı, gerçekten Türkiye için 21. yüzyıla yönelik devlet stratejisini önceden belirlemeye gerek kalmazdı. Ancak, Türkiye 20. yüzyıl sonunda erişmiş olduğu politik ve ekonomik durumu, coğrafi konumu, etki alanı genişliği (Türk dünyası) dolayısıyla, 21. yüzyılda ABD, Almanya, Rusya ve Çin gibi büyük devletlerden biri sayılmaktadır. Büyük devlet olma iddiasında bulunan ülkeler dünya politika arenasında günü birlik politikalarla değil, ana-hatları önceden planlanmış millî devlet stratejisine uygun davranışlar sergilerler.

Demek bu yüzden Türkiye'nin 21. yüzyıla yönelik bir devlet stratejisi olması gerekir.

Bu devlet stratejisinin ana hatlarını belirleme ve hazırlama işi yalnızca siyasi partiler ve hükümetlere bırakılamaz. Başta TBMM olmak üzere devletin bütün kurumlan bu stratejinin ana hatlarını belirleme hazırlıklarında yer alması gerekir. Artık, 21. yüzyılda hangi siyasi parti veya partiler hükümete gelse de, onlar önceden belirlenmiş ve Türkiye'nin yüksek menfaatlerini koruyan bu devlet stratejisinin ana hatlarına göre uluslararası diplomaside politikalarını belirler ve günün şartlarına göre ayarlarlar.

Türkiye'nin etki alanları değişik coğrafyalarda çok geniş alanları kaplamaktadır. Türkiye aşağıdaki kendisinin etki alanlarında devlet stratejisinin ana hatlarını belirlemek zorundadır:

 

1. Yakın coğrafya'daki komşulara yönelik stratejiler: Yunanistan, Suriye, Irak, Iran. Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan;

2.Balkan Devletleri stratejisi;

3.Avrupa Birliği stratejisi;

4.İslam dünyasına yönelik strateji;

5.Türk dünyasına yönelik strateji;

 

Şunu açıkça söyleyebiliriz ki, 21. yüzyılda bu kadar çok alanı en çok etkileme imkânına sahip iki büyük devlet olacaktır: onlardan biri ABD, diğeri Türkiye'dir. Geri kalan devletlerden Almanya, Rusya veya Çin yukarıdaki beş alandan hepsini aynı ölçüde etkileme gücüne sahip değildir. Türkiye'nin yukarıdaki ilk dört etki alanını şimdilik bir kenara bırakarak, beşinci alan olan Türk dünyası stratejisi üzerinde duralım:

Türk Dünyası coğrafi büyüklük, insan gücü fazlalığı ve ekonomik potansiyelleri dolayısıyla, 21. yüzyılda bir yandan Türkiye'yi büyük devlet düzeyine yükselten önemli bir öğedir,

ama başka yandan ise, Türkiye devletinin sırtına büyük ve ağır sorumluluk yüklemektedir.

Türk Dünyası T.C.'nin hemen yakın sınırlarından başlayarak batıda Avrupa içlerine, doğuda Asya kıtasının hemen hemen her yöresini içine alarak ta Bering boğazına kadar uzanan geniş bir Avrasya coğrafyasında yerleşmiştir. Türkiye'nin Türk dünyasına yönelik devlet stratejisi bu yörelerin önemine göre aşağıdaki etki alanlarına ayrılabilir:

 

1.         Bağımsız Türk devletlerine yönelik stratejiler: KKTC, Azerbaycan, ve Batı Türkistan-

daki beş devlet: Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan(Tacikistan bir Türk devleti sayılmassa da, Orta Asya da bulunması ve ülkedeki nüfusun %35'ini Özbek Türkleri teşkil etmesi bakımından göz ardı edilemez).

 

2.         Çok sayıda Türk barındıran ülkelere yönelik stratejiler: Balkan devlerindeki Türk toplulukları, Irak'taki Türkmenler, İran'daki Azeriler, Türkmenler ve başka Türk boyları;

 

3.         Rusya federasyonu içindeki özerk Türk cumhuriyetlerine yönelik stratejiler: Tataristan, Başkurdistan ile Çuvaş, Yakut, Tuva, Hakas, Altay cumhuriyetleri ve Kafkasya’daki Türk özerk toplulukları;

 

4.         Afganistan'a yönelik strateji: Afganistan'ın kuzeyinde kalabalık Türk (Özbek ve

Türkmen) ve Tacik (Farsça konuşan Orta Asyalı topluluk) grupları bulunduğu ve Orta Asya stratejisi bakımından bu yöre kilit konumundadır;

 

5.Çin'deki Doğu Türkistan'a yönelik strateji: Doğu Türkistan bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti içinde "Sincan-Uygur Özerk Bölgesi" olarak tanınır.

Demek, Türk Dünyası etki alanında Türkiye özellikle çok sayıdaki değişik devlete yönelik birbirinden farklı stratejiler geliştirme zorundadır. Özellikle, batıda Yunanistan ile Balkan devletleri, kuzeyde Ukrayna ile Rusya, güneyde Irak, doğuda İran, Afganistan ile Çin gibi belli başlı ülkeler Türkiye'nin Türk dünyasını etkileme gücünü azaltma stratejisi yürüteceklerdir. Hiç kuşku yok, Türkiye 21. yüzyılda Balkanlarda Yunanistan ile Almanya, Asya da ise Rusya, İran, Çin rekabetine maruz kalacaktır. Türkiye'ye karşı Asya'da, özellikle Orta Asya'da bir Rusya-İran-Çin üçlü siyasi işbirliğiyle hesaplaşmak zorundadır. Buna karşı ise, Türkiye yalnız değildir, ABD Hindistan Türkiye işbirliği bir denge unsuru olacaktır.

21.yüzyıla girerken ABD'nin Asya politikasında Iran ve Çin'e yönelik stratejisinin ana hatlarını biliyoruz. ABD, İran'ı hem siyasi hem de ekonomi bakımından dünyadan tecrit etme, Çin'i ise, demokratikleşmeye zorlama stratejisi güdüyor. Çin demokratikleşmemek için ayak direttiği müddetçe, ABD de Çin'i parçalama stratejisi yürütecektir (ABD

Çin'e karşı 24 saat yayın yapan Hür Asya Radyosu açmıştır ve Çin'deki İç Moğolistan, Tibet ve Doğu Türkistan bağımsızlık hareketlerini desteklemektedir).

Batı Türkistanda'ki beş devlet 1992'de bağımsız olduğundan buyana Çin yöneticileri büyük huzursuzluk içindedir. Çünkü bu bağımsız devletlerin Çin'in idaresi altındaki Doğu Türkistan'a ümit kaynağı olmasından korkmaktadır. Bu yüzden Çin son beş yıldan beri, Orta Asya'daki beş devleti ve Türkiye'yi Doğu Türkistan meselesinde pasifize (ilgisizleştirme) politikasını başarıyla yürütmeye başladı.

Çin önce Kazakistan ve Kırgızistan ile geçen yıl ve bundan birkaç hafta önce Özbekistan ile özel anlaşmalar imzalayarak, bu devletlerin sınırları içinde yaşayan Doğu Türkistanlıların siyasi faaliyetlerinin sınırlanması ve hatta yasaklanmasını sağladı. Çin aynı zamanda Türkiye üzerinde de baskılar kurarak, Türkiye Dışişleri Bakanlığı ve hatta son seçimlerden önceki hükümetimizin Türkiye'de ya¬şayan Doğu Türkistanlıların siyasi faaliyetlerini sınırlatmaya çalıştı. Çin'in baskılan sonucu bizim Dışişleri yetkililerimiz İstanbul Sultanahmet'teki İsa Yusuf Alptekin adlı küçük parktaki büst ve Doğu Türkistan bayrağının oradan kaldırılması için teşebbüse geçtiler, ama halkımızın ve belediyemizin karşı koyması dolayısıyla bu yapılamadı. Sonra da, son seçimler arifesinde hükümetimiz bir genelge yayınlayarak Doğu Türkistan derneklerinin faaliyetlerini sınırlama ve oraya devlet ve kamu yetkililerinin katılmamasına çalıştı. Demek, uzak Çin devleti yetkilileri Türkiye'nin iç işlerine karışarak, Türk yetkilileri ve hatta Türk hükümetlerini yönlendirmede büyük başarıya erişiyor. Bunun tek bir cevabı var: Çin çok köklü bir devlet stratejisine sahip ülkedir ve bu stratejinin 21. yüzyıldaki ana hatlarını da biliyoruz:

 

1.         Türk cumhuriyetleri ve Türkiye'yi Doğu Türkistan meselesinde pasifleştirme;

2.         Bunu başardıktan sonra, Doğu Türkistan'daki Türkleri eritme ve top yekün ortadan kaldırma işini hızlandırma;

3.         Doğu Türkistan'dan sonra, teker teker Orta Asya'daki Türk devletlerinin gücünü zayıflaştırma ve ilerde onları kendisine bağlama;

4. Türkiye'yi Asya'dan ve Türk dünyasından soyutlama.

 

Peki, buna karşılık Türkiye'nin devlet stratejisinin ana-hatları nelerdir? Maalesef, görebildiğimiz kadarıyla Türkiye "Aman bir milyarlık Çin'i gücendirmeyelim!" psikolojisi ile Doğu Türkistan meselesinde Çin baskıları karşısında taviz verme politikası yürütüyor. Bakın bundan bir ay kadar önce, 8 Haziran 2000 Perşembe günü ABD'nin başkenti Washington'da Çin Elçiliği önünde önemli bir protesto gösterisi yapıldı. Bu protesto mitingine çok sayıda Doğu Türkistanlı, bir kaç Tibetli ile birlikte genç ve yaşlı Amerikalılar da katılmıştı. Amerikalılar içinde gazeteci, yazar ve hatta bir tane senato üyesi de vardı. Çin elçiliğinin kapısı önünde yapılan bu mitingde Uygur iş kadını Rabia Kadir'in Çin'de haksız yere tutuklanmış oluşu protesto edildi, sloganlar atıldı. Amerika'da kurulmuş olan "Uygur İnsan Haklari Koalisyonu" (Uyghur Human Rights Coalition) adli gönüllü kuruluşun başkanı Kathy Polias adli Amerikali bir Hukuk öğrencisinin idare edildiği protesto gösterisinde şöyle sloganlar İngilizce, Çince ve Uygurca olarak Çin elçiliği binasına doğru megafonlarla yüksek sesle duyuruldu: "İş kadını Rabia Kadir Serbest bırakılsın!" "O suçsuzdur!", "Çin'de hala diktatörlük var!", "Çin'deki Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan ve Çin halkına özgürlük verilsin!". Mitingde Doğu Türkistanlılar ve Amerikalılar Doğu Türkistan bayraklarını ellerinde taşıdılar. Bütün bunlar olurken, Amerikan polisi bir kenarda durarak, protesto mitingini sessizce seyrettiler. Zaten protesto mitingi için sadece iki tane polis arabası ve topu topu 6 tane polis gelmişti. Yalnız polis komiseri miting başlamadan önce toplanmış olan Uygurlar ve Amerikalılara "Lütfen Çin elçiliği kapısını veya duvarını ellemeden gösteri yapın, herhangi bir şey de atmayın!" diye çok kibarca bir uyarı yaptı. Zaten hiç bir taşkınlık olmadı ve göstericiler istedikleri kadar bağırabildiler. Amerikan polisi Doğu Türkistan bayrağına da saygı göstererek, "Bu bayrağı açamazsınız!" gibi bir uyarıda bulunmadı. Acaba böyle bir gösteri Ankara'daki Çin elçiliği karşısında olsaydı, Doğu Türkistan bayrağının açılmasına, veya bırakın mitingin Çin elçiliği yanında yapılmasına izin verilir miydi?

Neden?

Bunun cevabını herkes kendisi versin.

 

Kathy Polias, Executive Director, Uyghur Human Rights Coalition. P.O. Box 75785. Washington. DC 20013.

Telefon           : (001-202) 546-3336

E-posta adresi   :  FreeUyghurs@hotmail.com

Internet adresi   : http://www.uyghurs.org

  • 1001 defa okundu.