Necdet SANCAR

Türkler, tarih boyunca olduğu gibi, bugün de dünyanın geniş bir parçasında yaşamaktadırlar. Bu geniş dünya parçası, Türklerin atalarından kalma mirasları, yani öz yurtlarıdır. Fakat, bu ata mirası topraklarda yaşayan Türklerin, bugün, ancak bir parçası ve hem de daha az bir bölümü siyasi istiklal sahibidir. Büyük parça ise yabancıların hakimiyetindedir.

Bugün, yabancıların idaresinde yaşamakta olan Türkler,iki bin yıla yakın bir zaman dünya hakimiyetini ellerinde bulundurmuş ve hayatın akışına hükmetmiş bir soyun çocuklarıdır. Ve böyle ihtişamlı bir mazinin torunları oldukları halde, en İptidai insan topluluklarının da bağımsız devletler haline geldikleri bir çağda, hürriyetsiz hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar.

Türk gibi bir milletin, cihan tarihinde oynadığı öylesine büyük rollerden sonra, bugünkü acı duruma düşmüş bulunması, o milletin tek bağımsız devletindeki Türkler için, üzerinde durulmaya değer büyük bir mesele değil midir?

Bugün dünya üzerinde, başkalarının iradesine boyun eğmiş olarak yaşayan milletler vardır. Bazı Balkan ve Doğu Avrupa milletleri gibi... Fakat gerek bunları, gerekse diğerlerini Türkiye ile kıyaslamaya imkan yoktur. Çünkü bunların hiç biri ne tarihte mühim roller oynamışlar, ne de büyük devlet olmak gücüne erişebilmişlerdir. Hatta çoğunun hayatları, uzun çağlar, başkalarının iradesi altında geçmiştir. Bu bakımdan bunların hiç birisi, tarihin o muhteşem milletinin; büyük, fakat talihsiz Türk' ün bugünkü durumu ile mukayese edilemez.

Tarihin en büyük milletinin, yakın çağlardaki ve bugünkü durumu, kabul mecburuz ki, sade acı değil, aynı zamanda şeref kırıcıdır da... Bir büyük milletin üçte ikisinin tutsak hayatı yaşamakta olmasını başka türlü manalandırmaya imkan yoktur. Bu acı ve şeref kırıcı durum üzerinde durmak, düşünmek, elbette ki, en çok Türkiye Türkü' nün vazifesidir. Bu vazife ise, hem milli, hem insani, hem vicdanidir. Hem de Türkiye'nin varlığı ile çok yakından ilgilidir.

Türkiye'nin, bu büyük vazife için harekete geçmesi, düşman propagandalarının tesirinde kalan akıl ve fikir sanıkları gibi, o Türkleri hakimiyetleri altında bulunduran devletlere saldırmaya kalkışmak gibi davranışlar demek değildir. Çünkü, başka her şey bir tarafa, Türkiye'nin bugünkü maddi ve manevi gücü, bu davayı silah kuvvetiyle halledecek seviyeden çok uzaktır.
 
Silah, milli davaların hallinde son kozdur. Ama tek yol değildir. Türkiye, esir Türkler davasında, silahın dışında yollara başvurarak, bir takım ileri adımlar imkanına her zaman sahiptir. Dünya coğrafyasının yeni bağımsız devletlerinden kaçı bu mutlu neticeye silah gücü ile eriştiler ? O devletler, Esir Türkler davasında Türkiye'ye düşen vazife için güzel bir örnek değil midir?

Türkiye, bu büyük milli davayı, milletlerarası siyaset masalarına getirmek suretiyle, onun savunmasını yapabilir. Bu gün için böyle bir hareket çok tabii bir davranıştır. Medeni dünyanın böyle bir meseleye karşı çıkması düşünülemez. Yeter ki, esir Türkler davası, Türkiye tarafından benimsensin, üzerinde tam bir ciddiyetle durulsun. Tutsak milyonların hürriyet istekleri dünyaya, bütün imkanlardan faydalanılarak, duyurulsun...

Ama, bunu yapmak için, Türklük sevgisiyle halelenmiş gönüller, milli şuurla dolu ruhlar, Türklüğe hizmet ateşiyle yanan insanlar lazım. En büyük eksikliklerden birisi bu olduğu için değil midir ki, Türkiye, insanlık denizinde, şuradan buradan esen rüzgarlar ile gelişigüzel yol alan bir yelkenli olmaktan kurtulamamaktadır.

Orkun - Kasım 1967

  • 1135 defa okundu.