Celalettin BATUR 
Dünya Türkülüğünün ana yurdu olan Doğu Türkistan, Orta Asya'nın merkezinde yer alan, yalnız Türk İslam alemi için değil, tüm dünya için kültür ve medeniyetin kaynağı olmuş bir Türk İslam ülkesidir.
Doğu Türkistan'a 1759 yılından itibaren başlayan Çini istila Hareketlerinin sonuncusu 1949 yılında, hür dünyanın gözleri önünde komünist Çin ordusunun Doğu Türkistan'a girmesi ile başlamıştır. Dünyada eşine rastlanmamış zulüm, işkence ve asimile hareketlerinin yapıldığı Doğu Türkistan'da Uygur. (nüfusunun çoğunluğunun teşkil eder. Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar olmak Üzere 35 milyon müs1üman Türk yaşamaktadır. Hürriyet ve istiklaline düşkün olan Doğu Türkistan Türk'leri 3 defa istiklaline kavuşmuş, kısa bir müddet içinde olsa tam müstakil devlet kurmuş Gök Bayrak'tan Albayrak'a selam göndermiş. 21. yüzyıla girmek üzere olduğumuz şu günlerde esaret altında bulunmasına, insan aklının almayacağı zulüm ve işkenceye maruz kalmasına rağmen, Doğu Türkistan halkı din, dil, örf, adet, gelenek ve göreneklerinden bir şey kaybetmemiş. Allah'a olan inancı ve sarsılmaz imanı ile Çin'li işgalcilere karşı direnmeye devam etmektedir. İnşallah elinizde bulunan bu mütevazı yayın organımız Gök Bayrak ile Kayseri'de bulunan Doğu Türkistan'lılar olarak her sayımızda Doğu Türkistan'ın dünyaya rehber olmuş kültür ve medeniyet zenginliklerinden bahsetmeye devam edeceğiz.

DOĞU TÜRKİSTAN’DA YAŞANMIŞ DİNLER VE İSLAMIYET'E GEÇİŞ

Diğer dünya milletleri gibi Doğu Türkistanlı Türk'lerin de İslamiyet'i kabul etmelerinden önce inandıkları ve yaşadıkları birçok din olmuştur. Bu dinler, bütün Türk boylarının zaman zaman inandıkları ve benimsedikleri dinlerdir. Türk'lerin İslam'ı kabul etmeden önce yaşamış oldukları yer ve boy sınırları içinde inanmış olduğu dinlerin başında "KÖK TENGRİ" yani Gök Tanrı dini gelmektedir. Bunun dışında, "Şamanizm", "Budizm" ve "Mani-Kült" dinlerinin yanı sıra "Zerdüştlük", "Hıristiyanlık" ve "Musevilik" dinlerinin de bazı Türk boy ve oymaklarında yayıldığı bilinmektedir

KÖK TENGRİ DİNİ :
Türk boylarının toplu olarak çoğunlukla inanmış oldukları bir din olmasıyla önem taşır. Gök tanrı dininin, peygamberleri, kutsal kitabı, mabedi, düzenlenmiş ibadeti ve rahibi yoktur. Tek tanrısı vardır. Gök, toprak ve su kutsaldır.

ŞAMANİZM:
Tarihi araştırmalara bakılırsa aslında "Şaman" diye bir din olmadığı halde batılı Türkologlar şaman dini yahut Şamanizm diye ifade edilen bir dinin üzerinde duruyorlar. Gerçek şudur ki; Orta Asya'da yaşayan bütün ırk ve kavimlerin inançlarını, bu isim yani Şamanizm adıyla tanımlayarak tek bir inançta birleştiren batılı bir çok Türkolog un, bu hiç bir gerçeğe dayanmayan yakıştırmasının ne derece yanlış olduğu dinleri, bilhassa Gök Tanrı dinini incelediğimizde, ortaya çıkacaktır.

MANİ DİNİ:
Manihaizm, İran menşe ili olup, aydınlıkla karanlığın, iyilikle kötülüğün, varlıkla yokluğun
Mücadelesinden doğan bir inançtır. Mani dinine inananlar günde bir defa, akşamları yemek yerler. Et, süt, yumurta gibi hayvani gıdalar yasaktır.

BUDİZM:
Budizm'in hayat hikâyesi ancak efsanelerle süslenerek bize ulaştırılabilmiştir. Budha doktrininde önemli olan son nokta, Budha'nın tanrı olarak ele alınmamasıdır. O, hiç kimse ile kıyaslanmayan bir kahramandır, "İnsanların aslanıdır". Burada şunu ayrıca kaydetmek gerekir ki, İslamiyet'ten önceki bazı Türk boylarının inanmış oldukları Budizm dini, şimdi Çin'de ve Japonya'da mevcut bulunan Budizm'den temelde çok farklıdır. Türk'lerin inanmış oldukları Budizm'in esasları Türk'lerin Gök Tanrı inançlarına daha yakındır.
.
ZERDÜŞT DİNİ:
Zerdüştlük, ateşperestlik inancıdır. Çok az sayıda Türk boyu bu dine inanmış ise de, Türk toplumu arasında yaygın hale gelememiştir.
Uygur Türk'leri, Türk'lerin eski dini olan Gök Tanrı dininden sonra, Budha ve Mani dinlerine inanmışlardır. Türk'lerin Budha dini ile temasları M.Ö. 2. yüzyıla kadar inmektedir. Hun'larla Gök Türk'ler arasında Budha dini yayılırken Uygurlar arasında da revaç bulmuştur. Uygur'lar M.S. 762 yılından sora Mani dinine inanmışlardır. Bu tarihte merkezi Çin'e giden Böğü Kağan mani dinini iyice öğrendikten sonra yanına 4 Soğd Rahibini de alarak Karabalasagun şehrine döndükten sonra bu dinin, devletin resmi dini olarak kabul edilmesi için gerekli talimatları vermiştir. Böğü Kağan, Uygur Türk'lerinin Budha dinini bırakarak tamamen Mani dinini kabul etmesini çok arzuluyordu. Çünkü o, kendi hakkını, aynı dine mensup olan Çinlilerin tesirinden kurtarmak istiyordu. Bögü Kağanın bu isteğinin en önemli sebebi; Türk'lerin dini yönden Çin'lilerle alakasının kesilmesini istemesiydi. İkinci önemli sebepte, Budha dini Türk'lerin savaşçılık ruhunu zayıflatıyor olmasıydı. Böğü Kağan'ın Çin'e gitmesi ve Mani dinini kabul etmesi Türk Kültür tarihi açısından çok büyük neticeler doğurmuştur.
Fakat Böğü Kağan'ın 779'da bir suikast sonucunda öldürülmesi ile Uygur Türk'leri arasında Budha dini tekrar yayılmıştır. Uygurların Budha dinine bağlılıkları Karahanlı'lar devrine kadar devam etmiştir.
840 yılında Kırgızların Uygur Devleti'ni yıkmasından sonra, Yedisu taraflarına göç eden Uygurlar kendilerinden evvel buraya kadar gelerek yerleşik hayata geçen ve Tibetlilerle olan savaş sırasında Doğu Türkistan'ın güney taraflarına kadar gelen (Kaşgar, Yarkent. Hoten) Uygur Türk'leri ile kaynaştılar. Karluk Türk'leri ile birleşerek 880 yılında Karahanlı devletini kurdular. Karahanlı devletini kuran Boka Han Uygur Türk'lerindendir. Hicri 86 yılında, Halife Abdulmelik devrinde, Kuteybe'nin Batı Türkistan'a girmesi ile ferdi olarak Doğu Türkistan'a girmeye başlayan İslamiyet, Karahan lı devleti zamanında daha büyük bir hızla yayılmaya başladı. Özellikle 934 yılında Abdülkerim ismini alan, Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han'ın İslami yeti kabul etmesi ile Türk'ler devlet ve millet olarak İslam'a girmişlerdir. Karahanlıların Müslüman olmasıyla, İslam dini, bütün Doğu Türkistan'a yayılmıştır. Bu gün Doğu Türkistan'da, yaşayan bütün Türk boyları müslümandır.
Uygur Türk'leri her ne kadar çeşitli dinlere inanmış ise de, bütün diğer Türk kavimleri gibi yine de kainatın yaratıcısı tek Tanrıya inanmışlardır.
Doğu Türkistan Türk'lerinin ilk dini olan Gök Tanrı dininden kalma ''Tengri Tek", Tengri yaratmış", "Tengri isterse" gibi cümlelerin Uygur Türk'leri arasında çok sık kullanıldığı bilinmektedir. Bu durum Uygur Türk'lerinin İslamiyet’e çok yakın bir hayat yaşadıklarını göstermektedir. Bugün Doğu Türkistan'da yaşayan bütün Türk halkı İslami yeti, bütün asimilasyon hareketlerine rağmen terk etmemiş ve bu uğurda yüz binlerce şehit vermiştir.
1989 yılında, Pekin Tienenman meydanında meydana gelen ayaklanmanın liderlerinden olan Uygur genci Okkeş Nur Muhammet Devleti yaptığı -açıklamasında "Türklüğümüzü İslamiyet sayesinde koruduk" diyerek, İslamiyet’in önemini özetlemiştir. Komünist Çin, bu durumu çok iyi bildiğinden dolayı dini faaliyetlerin tümünü yasaklamış, halkı islamiyetten uzaklaştırmak için çok ağır cezalandırma yollarına gitmişlerdir. Bilindiği üzere komünizm din tanımaz, dini insanları uyutan afyon gibi görürler. Bu maksatla Kızıl Çin göstermelik olarak bıraktığı bir kaç camii dışında Doğu Türkistan'da camileri, medreseleri, mescitleri ve yerli halkın mukaddes saydığı bütün ziyaretgâhları kapatmıştır. Bu din müesseselerinin bazılarını yıkmış, enkazını başka inşaatlarda kullanmış, sağlam bıraktıklarını ise tiyatro, kulüp, dikimevi, yemekhane ve hatta bazılarını domuz ahırı olarak kullanmışlardır.
Doğu Türkistan halkı her türlü hak ve hukuktan mahrum olarak yaşamaktadırlar. Doğu Türkistan'ın milli hudutları dışında kalmasına, ırk, dil, din, milli örf ve adetleri bakımından Çin'lilerle hiç bir münasebeti ve yakınlığı bulunmamasına rağmen, ülkenin bütün milli servetleri, gelir kaynakları Çin'lilerce sömürülmektedir. Bu durum ise insanlık şeref ve haysiyeti ile asla bağdaşmayan ağır bir esaret ve müstemlekeci zihniyetin eseridir.

KAYNAKLAR:
1. Türk Edebiyatı "Ahmet Kabaklı" ,cilt 2, sayfa 3, i
2. Göktürk İmp. "Ali Kemal Meram", sayfa 126, 1974
3. İslamiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslamiyet giriş "Emel Esin", sayfa 126, İstanbul, 1978
4. Uygur Türk'leri "Erkin Alptekin", sayfa 95-96, Istanbul, 1978
5. Büyük İslam Tarihi "Prof. Dr. H.Dursun Yıldız", cilt 6,sayfa 35, İstanbul 1987

  • 1599 defa okundu.