CELALETTİN BATUR
 
Kültür denildiği zaman, bir toplumda geçerli olan gelenek halinde devam eden her türlü duygu, düşünce, dil, sanat yaşayış unsurlarının tümü anlaşıldığına göre fertler arasında maneviyat birliğini sağlayan ve toplum kültürünün temelini oluşturan unsurlardan birisi de dildir.

Türk medeniyet ve ihtişamın kaynağı olan Doğu Türkistan "Divan-ı lügat-i Türk" de "Hakaniye" lehçesi olarak adlandırılan ve temiz bir Türk lehçesi olarak konuşur. Eski devirlerde yalnız konuşma dili olarak kullanılan bu lehçe, Doğu Türkistan'da kurulan "Karahanlılar İmparatorluğu" devrinde işlene, işlene resmi ve edebi bir yazı dili haline gelmiştir. Doğu Türkistan'da Kaşgar "XI. XIII. yüzyıl geçici İslami Devir Türk Dili Edebiyatı" ve umumiyetle Türk kültür merkezciliğini üzerine almış, ilk Lügati ve grameri burada yazılmış, ilk edebi şiir ve nesir burada kurulmuştur."
Bugün, milli kültürümüzün kaynaklarını teşkil eden ve Türkiye maarifinde ehemmiyetli bir yer işgal eden büyük eserler, aynı zamanda Doğu Türkistan'ın kültürünü meydana getirirler. Kaşgarlı Mahmud adı üstünde Doğu Türkistan'ın Kaşgar; Yusuf Has Hacip, Balasagun şehirlerinde doğup büyümüş, Türk edebiyatçılarıdır.
Anadolu Türkçesi ile Doğu Türkistan Türkçesi sadece değişik şive farkı haricinde bir farkı yoktur. Bu iki bölgenin insanı bir aracıya ihtiyaç duymadan, rahatça anlaşabilirler. Bu durumu çok iyi bilen Komünist, Siyonist Türk düşmanları Doğu Batı Türkistan'ın Türkiye Türkleri dillerini birbirleriyle anlaşmaya imkan vermeyecek şekilde uydurma kelimelerle bozmaya çalışmaktadırlar. Doğu Türkistan'ın Kuzey-Doğusundaki en son il olan Kumul'dan orta Avrupa'ya kadar uzanan dil bütünlüğü, birde buna siyasi bütünlük eklendiği zaman dünya siyasi hayatının Türk Milletinin eline geçeceğini bildiklerinden beynelmilel politik güçler Türk topluluk ve coğrafyasını parçalamışlardır.
Milli bağ olarak Türk dilinin oynadığı rolü belki diğer dillerin hiç biri oynamamıştır. Türk dili gerek tarihi devirlerde ve gerek bu gün çok geniş bir sahayı işgal eder. Bu dili konuşanlar idari ve siyasi teşkilat bakımından siyasi sınırlar içinde, bazen birbirinden oldukça farklı olmuştur; bilhassa hudutlarda oturanlar birbirin¬den çok farklı milletler ve kültürler ile sıkı temas la bulunmuşlardır. Bütün bunlara rağmen Türk camiasının çok ehemmiyetsiz bir farkla aynı dille konuştuğunu ve yazdığını düşünürsek Türk dilinin tarihteki rolü daha açık anlaşılmış olur. Türk dilinin tarihi inkişafını, ana hatlarıyla şu şekilde hülasa edebiliriz.

1- Çok eski devirlere ait metinler mevcut olmadığından, Türkçenin ilk şekli hakkında bir fikir söylemek, şimdilik imkansızdır. Bu devir Türkçesi hakkında az çok bilgi edinebilmemiz için, daha eski metinlerin meydana çıkması, bu devirde komşu milletlerin dilinde rastlanan Tükçe kelimelerle, şahıs adları ve unvanlarının 'tetkiki, Türkçe içinde bazı mühim ses ve eklerin birbiriyle mukayese edilerek daha eski şekillerinin tespiti ve bunlarında kardeş ve akraba dillerin eski şekilleri ile karşılaştırılması lazımdır. Bu suretle hiç olmazsa bazı noktaların tesbiti mümkün olacaktır.

2- Elimizde en eski dil malzemesi Türk dilinin inkişafı tarihinde muayyen bir devreye aittir. Bu devre takriben miladın ilk senelerinden XIII:yy'a kadar devam etmektedir ve pek az farklarla aynı inkişaf hususiyetlerini taşımaktadır.
Bu devreye ait metinlerin en büyük kısmı Uygur sahasında ve 'Uygur harfleriyle yazılmış olduğu için, bu devreye "Uygur devresi" diyebiliriz. bugünkü Türk şiveleri bu devreden gördüğümüz farkların büyük bir kısmının bu devreye ait olduğunu söyleyebiliriz.

3- Bu günkü Türk şiveleri Türk dili Uygur devresinden bu güne kadar daha dar hudutlar içinde bazı inkişaf merhaleleri geçirilmiştir.

4- Türklerin eski kültürü dolayısıyla yazı an’a nelerine ne kadar bağlı olduklarını gösteren diğer vak'a İslami yetin Türkler arasına girmesinden evvel kullandıkları Uygur alfabesinin, son devirlere kadar Türk muhitinde kullanılmakta devam etmesidir. Türk muhitinde eski Türk alfabesi olan Uygur alfabesinin çok geniş saha da ve edebiyatta kullanılmakta devam ettiğini görüyoruz. Mesela Kutadgu Bilig'in elimizdeki en eski nüshasının Arap harfleriyle yazılmış olduğu halde, sonradan Uygur alfabesine çevrilmesi Oğuz destanının nispeten yeni bir rivayetinin bu alfabe ile yazılmış olması, Bahtiyarname, Tezkiretül-Evliya, Mahzenül-esrar, gibi Türkçeye çevrilmiş eserlerin bile Uygur harfleriyle de yazılması. Bu alfabenin geniş okuyucu kitlesi bulduğunu gösterir. Türk kültürünün bir numaralı unsurunun teşekkülünden bu yana geçen uzun mazisi boyunca, milli varlığın korunması hususunda oynadığı büyük rol düşünülürse, Türkçenin nasıl bir değer taşıdığı kendiliğinden anlaşılır. 1074 yılında Bağdat'ta Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan "Divan-ı Lugat-it Türk" de müellif hu kitabını Türkçe olmayanların Türkçe öğrenmek ihtiyaçlarını karşılamak üzere yazdığım kaydeder.

Kaşgarlı Mahmud XI. yy'da Arap dilinin ve İslam kültürünün hakim bulunduğu bir devrede, Araplar'a Türkçe'yi öğretmek maksadıyla "Divan-ı Lugat-it Türk" adlı Arapça bir eser yazmış ve dilimizin kudretini ortaya koymuştur. Kitaba örnek olmak üzere alınan halk şiirleri ve atasözleri ile kelimeler, dille kültür tarihi bakımından da son derece önemlidir. İyi bir dil bilimcisi olan Kaşgarlı Mahmud, Türk dilinin yapısı üzerinde durmuş, kendi devrindeki Türkçe lehçelerini ve hususuyitlerini tespit etmiştir. Türkçe hakkında Hz. Muhammed'in "Türk dilini öğreniniz, çünkü onların uzun sürecek saltanatı vardır" hadisini zikreden Kaşgarlı Mahmud "Bir ordum var ki, adını Türk koydum" gibi başka hadislerde ileri sürerek şuurlu bir dil bilim ci olduğunu göstermiştir. Eğer bu hadis sahih ise Türk dilini öğrenmek dini bir borçtur. Sahih değilse, akıl onu öğrenmenin, zaruretini hükmediyor" diyor.

KAYNAKLAR
- İsa Yusuf Alptekin
Doğu Türkistan Davası s- 56.57.58
-Ahmet Caferoğlu
Doğu Türkistan Türklüğü C.II1. No:30 s.374
-Türk Kültürünün Araştırma Enstitüsü
Türk Dünyası El Kitabı


  • 1682 defa okundu.