Cihan UĞUR

Şanghay Fudan

 Üniversitesi/Haber 7

 Çin ve Amerika 21. yüzyılın iki devi. Medyamızda çok yer bulmasa da 2009 bu iki devin ilişkilerinin 30. yıl dönümü. Çin ve ABD ilişkileri 1840 Birinci Esrar Savaşından sonra "xifang lieqiang" denilen batının 8 büyük devletinin Çin topraklarını işgali ve sömürmesi ile başlamış, ABD açılan Çin limanlarından ve serbest ticaret bölgelerinden ticaretini 1949'da Yeni Çin kurulana değin sürdürmüştür.

1944'ten sonraki iç savaşta ABD Çan Kay Şek'in temsil ettiği Milliyetçilerin tarafını tutmuş ve ciddi yardımlarda bulunmuş; savaşı Mao'nun önderliğindeki komünistlerin kazanması ile de iki ülke ilişkileri askıya alınmıştır. 1949-1972 yılları arasında uluslararası arenada ABD, Çin olarak Formoza'nın yani Milliyetçi Tayvan'ın tanınmasını sağlayıp Çin'i izole etmeye çalışmıştır. Soğuk Savaş öncesi bozulmaya başlayan Çin-Sovyetler Birliği ilişkileri Kültür Devrimi ile iyice kötüye gidip, ABD Soğuk Savaş'ta Çin'i yanına almak isteyince iki ülke arasında flört başlamış ve bu 1972'de meyvelerini vermeye durmuştur.

1972'de ABD devlet başkanı Nikson'un Çin'de Mao'yu ziyaretiyle başlayan normalleşme süreci 6 yıllık pin-pon diplomasisiyle devam etmiş, resmi ilişkilerin başlaması iki lidere de nasip olmamış; Çin'in başına Deng Xiaoping(Dıng şiao ping) geçtikten sonra 15 Aralık 1978'de ABD başkanı Carter'ın Çin'le ilişkilerin başladığını duyurması ile 1 Ocak 1979 ilişkilerin başlangıcı kabul edilmiştir.

Çin-ABD ilişkilerinin 30.yılı 1 Ocak 2009da Pekin'de düzenlenen bir toplantıyla kutlandı. ABD tarafından dünyanın tanıdığı Henry A. Kissinger, Zbignievv Brzezinski ve Brent Scowcroft gibi isimler katılırken; Çin tarafından eski başbakan yardımcısı Qian Qichen(çiyen çiçın), eski dış işleri bakanı Tang Jiaxuan(tang cia şüen) ve yine eski dış işleri bakanı Li Zhaoxing(li cao şing) katıldılar. İki ülkenin temsilcileri de toplantının ana konusu olan bir noktaya dikkat çektiler: "21.yy'da biçbir iki ülke ilişkisi Çin-ABD ilişkileri kadar önemli değildir".

Aşırı özgürlüklerin yozlaşmasını temsil eden dünyanın tek süper gücü ABD ile totaliter yozlaşmanın temsilcisi büyük güç Çin'in ilişkilerinin 30 yılı dolu dolu geçti. ABD, 1979da söz verdiği Tayvan meselesinda Çin'i hala oyalarken bir yandan da "ekonomik açılımlar, Tibet, Uygur, insan hakları" gibi konularla sürekli Çin'i açma hareketlerinde bulundu. ABD'nin getirdiği hava ile çok geniş bir demokratikleşmenin başladığı 80'lerin Çin'inde "Çin Baharı" diye adlandırılan dönem ise 89 Olayları ile son buldu. Kimi ABD kaynaklarına göre Çin derin devletinin çıkarttığı 89 Olayları ve 90'ların Falungong hareketi Çin'in gardım kapatmasına ve totaliterliğini korumasına bahane oldu. Çin bu dönemi istikrarlı bir büyüme, zenginleşme, teknoloji transferi ve dünyaya açılma ile değerlendirdi.

Ülke içi ve dışındaki gelişmeleri halka en iyi şekilde propaganda eden Çin yönetimi ise hem yerini sağlamlaştırdı hem de açılımları sahiplenerek getirebileceği yan etkileri bertaraf etmiş oldu.

Bugün itibariyle Çin'in her yerinde bir ABD hayranlığı var; İngilizce öğrenimi 3 yaşından başlıyor. Bununla birlikte ABD'nin devlet adamı yetiştiren üniversitesi Yale'ın öğrencilerinin %10'u Çince öğreniyor.

145 kardeş şehir anlaşması olan iki ülke arasındaki ticaret hacmi 400 milyar doları aşmış durumda. Çin'in AB'den sonra en büyük ticari pazarı ABD olması yönüyle Çin ABD'ye, ABD'nin Çin'den alımları ve Çin'e yatırımlarının önemi sebebiyle ABD Çin'e ekonomik bağımlılık taşıyor. Dünyanın jandarması ABD enerji kaynaklarını ve yollarını kontrol altında tutarken, sürekli kan kaybettği Afrika'da yumuşak gücü en çok artan ülke Çin.

ABD; İran başta olmak üzere Güney Asya ve Afrika'daki diktatörlük rejimlerine ültimatomlar verirken bu ülkeleri en

çok Çin destekliyor ve giderek artan ilişkiler kuruyor. Çin'e alternatif olarak Hindistan'ı destekleyen ABD'ye karşı Çin Rusya'ya yakınlaşıyor. Turuncu devrimlere karşı ise Şanghay Paktı daha avantajlı. Tibet, Uygur ve Tayvan meseleleri ile Çin'i sıkıştıran ABD'nin devlet bonolarının 2 trilyon dolarlık bir kısmı Çin'e ait ve Çin başta IBM olmak üzere birçok ABD firmasını tek tek alıyor.

Bütün bu yönleriyle baktığımızda birbirine sıkı sıkıya geçmiş, ayrılamaz bir ilişkiler yumağı ortaya çıkıyor. Bugün Çin ve ABD birbirlerine "el ense çekme" pozisyonundan, güreşteki sarılarak yapılan "salto salto" pozisyonuna çoktan geçmiş durumda.

Obama ile çok şeyin değişeceğini bekleyenler için Çin-ABD ilişkileri gergin başladı. Obama'nın açılış konuşmasındaki "komünizm" vurgusu Çin'de sansürlenerek yayınlandı. ABD'nin Tayvan'a yaptığı silah satışının ve Tibet meselesindeki yaklaşımının Çin tarafından eleştirilmesini, Obama'nın "Çin yüen değerlerini serbest bırakmayarak manipüle ediyor" açıklaması takip etti. İki ülke medyasında "karşılıklı ilişkilerin önemsendiğine" dair açıklamaları ise Fudan Üniversitesi Çin-ABD ilişkileri uzmanı Prof. Jin Guanyao şu şekilde değerlendiriyor: "ABD ne zaman Çin'e bir siyasi atak yapacak olsa 'Çin bizim dostumuzdur' der, Çin de 'ABD ile ilişkileri çok önemsiyoruz' diyerek cevap verir" .

"Çin'in kuruluşunun 60., dışa açılımların ve ABD ile ilişkilerin 30. , 89 Olayları nın 20. yıl dönümü" olması ve ekonomik istikrarın sallantıda olması sebebiyle 2009 yılının Çin'de hareketli geçeceği yönündeki söylentiler de Çin-ABD ilişkilerinin hararetli olacağının sinyallerinden. İki dev birbirini daha çok sallayacak gibi duruyor. Tam burada İngilizce'deki bir söz akla geliyor: "Elephant battles, grass suffers- Filler güreşir, çimler ezilir". Bir kısım uzmanların tahminlerine göre ise uzun yıllar sürebilecek bu güreşin sonunda taraflardan biri mezara biri komaya girebilir. Evet, gelişmeler gösteriyor ki; iki ülke 2009 ve sonrasında birbirlerini daha ciddi sallayacaklardır. İşte tam bu noktada Türkiye'nin alacağı konum çok önemlidir. Türkiye modern tarihinde ilk defa dünya dengelerinde bu kadar avantajlı konumdadır. ABD ile 50'lerden beri süregelen ortaklık gevşemiştir. Türkiye hiç olmadığı kadar, tek taraflı olmadan ayakta kalabilecek ve avantaj sağlayabilecek konumdadır.

Tarihte İngiliz-Fransız-Alman, ABD-Japonya gibi rekabetleri iyi değerlendirememiş Türkiye'nin, iki devin rekabetinden çok şeyler alabileceği, en azından 'ezilen çimlerden olmayabileceği' gerçeği hepimizin önündedir. Bütün dış politika dengelerini ve yarım asırdır süregelen ortaklıkları bir kenara atmaktan bahsetmiyor, aksine bu doğrultuda ülkemizin daha iyi peylenip, daha hızlı bir çıkışa geçebileceğini savunuyorum. Ekonomik ve siyasi ağırlık merkezinin Atlantikten Pasifik'e kaydığı yeni dönemde, Türkiye Avrasya ve Asyapasifik politikalarına daha fazla ağırlık vermelidir. ETÖ Davası'nda sorgulananlar gibi Avrasyacı' olalım demiyorum; lakin onlar savunuyor diye bir gerçeği görmezlikten de gelemeyiz.

Evet, önümüzdeki dönem dünyada dengelerin oynayacağı, fillerin kapışacağı bir dönem olacağa benzer. Basiretli politikalarla yerimizi iyi almazsak fillerin güreşinde ezilecek çimlerden olabiliriz. Ezilmemek ve bu güreşten karlı çıkmak için basiretli, gözü açık, geleceğe dönük politikalara ihtiyacımız var.

  • 860 defa okundu.