Arslan TAKLAMAKAN 
Araştırmacı-Yazar

Doğu Türkistan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzeybatı bölgesinde yer almaktadır. Çinliler bu bölgeye 1955’te Şincang Uygur Özerk Bölgesi adını vermişlerdir. 1.828.418 km2 yüzölçümü ile Asya’nın merkezinde yer alan bu kadîm Türk vatanının yani Doğu Türkistan’ın, bu tarihi ve coğrafî adı; 1876’daki Çin-Mançur istilasından sonra, 1884’te “Yeni Toprak” anlamına gelen “Şin Jiang” olarak değiştirilmiş ve 1949’da vuku bulan Komünist Çin işgalinden sonra da 1955 yılında “Şin Jiang Uygur Otonom Bölgesi” adıyla bugünkü idari statüsü kazandırılmıştır.

Avrupalı strateji alimlerince Asya’nın kalbi “Pivo of Asia” olarak nitelendirilen bu esir ülke; jeopolitik ve stratejik konumu, fizikî coğrafyası, tarihi geçmişi, etnik yapısı, kültürel değerleri ve dini inançları ile Türk - İslam dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır. Uluslar arası ilişkiler açısından Doğu Türkistan; kuzeyde Rusya, batıda Batı Türkistan’ı oluşturan Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan; güneyde Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet; doğuda Çin; kuzeydoğuda Moğolistan ile ortak hududa sahip olması dolaysıyla Orta Asya’da çok önemli bir stratejik konuma sahiptir. Uzakdoğu ile Avrupa’yı, Sibirya ile Güney Asya’yı birbirine bağlayan tarihin en eski “İpek Yolu” diye bilinen büyük ticaret yollarının kavşağı durumundadır.
Uzun tarihi boyunca Doğu Türkistan; İç ve Orta Asya’da kurulmuş olan Türk İmparatorluklarının ve Hanlıklarının merkezî veya asıl unsurunu teşkil eden “Feodal Krallıklar” olarak var olmuştur. 8. ve 18. asırlar arasındaki bin yıllık bir dönem Uygur Türkleri’nin kültürel, ekonomik ve siyasal bakımdan hızla geliştiği dönem olmuştur. Çin İmparatorluğu ile önemli derecede kültürel ve siyasî işbirliğinin gerçekleştirildiği bir barış dönemi olmuştur. Ancak bu barış dönemi, Doğu Türkistan’ın 1759 yılında, Çin-Mançu İmparatorluğu’nun işgali ile son bulmuştur. İlk Çin istilasının vuku bulduğu 1759’dan bu yana Doğu Türkistan’da müstevliye karşı 200’den fazla silahlı ayaklanma olmuş ve bu millî direnişler sonrasında kısa süreli de olsa halkımız üç defa hürriyetin tadını tatma fırsatını bulmuş.
1863’te bağımsızlığına kavuşan Doğu Türkistan’da Yakup Han Bedevlet’in başkanlığında “Doğu Türkistan İslam Devleti” kurulmuş ve bu devlet; Türkiye, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmış. Ancak bu bağımsız Uygur devletinin ömrü kısa sürmüş ve 1876 yılında Çin-Mançu devletince yeniden işgal edilmiş ve 1884’te Şin Ciang (Yeni Toprak) adıyla Çin İmparatorluğu’na bağlanmış. Doğu Türkistan halkının yıllardır müstevli Çin yönetimine karşı duyduğu nefret ve biriken kin; gelişen millî benlik ruhu ve 20. asrın başlarında Orta Asya’da oluşan ceditçilik (tecdit) ve uyanış hareketlerinin etkisiyle, 1930’lu yıllarda genel millî galeyana ve eyleme dönüşmüştür. Bu millî galeyanın ve topyekûn ayaklanmanın neticesinde 1933 yılında Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuş, böylece; Doğu Türkistan halkının bir asra yaklaşan bağımsızlık hasretini gidermek için tarihî bir fırsat doğmuştur. Büyük ümit ve uzun yılların beklentisi ve on binlerce vatan evladının kanları ile kurulan bu Cumhuriyetin ömrü çok kısa olmuştur.
Bu Cumhuriyeti; bir yandan Sovyet Rusya’nın geleneksel Asya politikası ve Batı Türkistan’a örnek teşkil edebilir endişesiyle giriştikleri silahlı mücadeleler, bir yandan Çinliler, diğer yandan da Tungganlar’la sürdürülen savaşlar sonucu Doğu Türkistan tarihine acı vakalarla dolu sayfalar bırakarak 1937’de sona ermiştir. Ülkeye hâkim olan Çinli vali General Şing Şisay, 10 yıl ülkeyi terör ve talanla yönetmiş; Cumhurbaşkanı Hoca Niyaz Hacı ve başkan Sabit Damollam başta olmak üzere 300.000 kişiyi tutuklayarak bunların çoğunu çeşitli işkencelerle öldürmüşlerdir. Hotan Emiri Mehmet Emin Buğra ve Başkomutan Mahmut Muhiti yurt dışına çıkarak mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Zulme ve teröre dayanamayan ve direnişe geçen halk; 1944 Eylül ayında Gulca şehrini Çinlilerden temizlemiş, “Üç Vilayet İnkılâbı” olarak bilinen bu ayaklanmalar neticesinde Doğu Türkistan’ın Altay, Çöçek ve Gulca vilayetlerinde bağımsızlığa kavuşan Doğu Türkistanlılar, Özbek asıllı Ali Han Töre Başkanlığı’nda Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Bu Cumhuriyetin de ömrü uzun olmadı. Bütün Çin’e hâkim olan Komünist Çin kuvvetleri, 1949’da, Stalin’in de onayı ile Doğu Türkistan’a giderek bu tarihi Türk ülkesini resmen işgal etmiştir. 1949’da kurulan Komünist Çin rejimi Doğu Türkistan’da Han-karşıtı duygulara sahip Türk kökenli Müslümanlarla ve güçlü bir Sovyet nüfuzuyla karşılaştı. Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi bölge halkının komünistleşmesini kolaylaştıracağı düşüncesiyle önce Eski Sovyet nüfuzundan rahatsız olmadı. Ancak Stalin’in 1953’te ölmesinden sonra Pekin bölgedeki Sovyet nüfuzundan oldukça rahatsız olmaya başladı.
Sovyetler Birliği ve Çin’in Orta Asya üzerindeki rekabeti, iki ülke ilişkilerinin 1960’ların başında kopmasının nedenlerinden birisidir. Bu tarihten 1980’lerin ortalarına kadar bölge müthiş bir Çin-Sovyet rekabetine sahne olmuştur. Bu süre içerisinde Pekin, Doğu Türkistan’ı Çin’e bağlayacak şekilde bir siyaset izlemiştir. Bu amaçla bölgeyle ana Çin arasında güçlü karayolu ve demiryolu bağlantısı kurulmuş ve özellikle sınır bölgelerine askeri birlikler yerleştirilmiştir. Pekin’in Doğu Türkistan’ı Çinlileştirme konusundaki en büyük kozu Çinli göçmen yerleştirme politikası olmuştur. 1950’de bölge nüfusunun ancak %10’u Han Çinlisi iken, bu rakam 1990’ların ortalarında yüzde 40’a ulaşmıştır (Jan, 1997:254). Bu yüzden 1942’de bölgedeki Uygurlar nüfusun %78’ini oluştururken, bugün bu oran %48’e düşmüştür.
Sovyetler Birliği’nin dağılması Çin’deki Uygur, Tibet ve Moğol milliyetçilerini bağımsızlık konusunda cesaretlendirdi (Stobdan, 1998:403). Ancak Çin yetkilileri ısrarla Sovyetler Birliği’nin durumuna düşmeyeceklerini söylemektedirler. Pekin bu amaçla Doğu Türkistan’ın Çin’den kopmaması ve altıncı Türk Cumhuriyeti olarak ortaya çıkmaması için bir dizi önlem aldı ve almaya devam etmekte. Bei Jing öncelikle sınır güvenliğini artırarak Batı Türkistan’dan bölgeye yayılabilecek istikrarsızlıkları önlemeye çalıştı. Dış politika alanında ise, Çin Orta Asya Cumhuriyetlerine hâkim olmak için pek çok girişimde bulundu. Bu maksatla yeni bağımsız devletleri tanıma konusunda zaman kaybetmedi ve bu ülkelerde hemen diplomatik temsilcilikler açtı. İlk olarak ticari ilişkileri geliştirmeye çalıştı. Bu girişimler sonucunda Nisan 1996’da Çin’in Şang Hai şehrinde Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında sınır bölgesiyle ilgili olarak güven artırıcı askeri önlemleri konu alan bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre, taraflar sınır bölgesinde konuşlandırılan kuvvetler ve yapılan tatbikatlar hakkında önceden birbirlerini bilgilendireceklerdir. Sınır güvenliği konusunda ikinci önemli adım Nisan 1997 tarihinde Moskova’da imzalanan anlaşma ile atıldı. Beş devlet Eski Çin-Sovyet sınırı boyunca oluşturulacak 100 km’lik alan içersindeki askeri kuvvetlerin ve konvansiyonel silahların miktarını azalttılar. Tüm bu gelişmelere rağmen Çin-Batı Türkistan ilişkilerinde pek çok sorun varlığını sürdürmektedir. Kazakistan’da 300 bin, Kırgızistan’da 50 bin Uygur yaşamaktadır ve buradaki Uygurlar her iki devlet tarafından da faaliyetlerinin kısıtlanmasına rağmen Doğu Türkistan’daki ayrılıkçı hareketlere destek vermektedirler. Ayrıca Orta Asya devletleri Pekin’in Doğu Türkistan’daki Uygurlara karşı uyguladığı sert politikasından rahatsız olmasına rağmen, bazı çıkarlar uğruna Uygur kardeşlerini satmaya devam etmektedir. Eskiden Çin batı ile doğu arasında Doğu Türkistan’ı (Uyguristan) tampon bölge olarak görürken, bugün Kazakistan ve Kırgızistan’ı siyasi etkisi altına alarak bu Cumhuriyetleri tanpon bölge olarak görmektedir. Mümkün olduğu kadar Han halkını planlı bir şekilde batıya doğru göç ettirmektedir. Çin gelecekte sadece Orta Asya Türk Cumhuriyetleri için değil, bütün Batı âlemi için tehlike oluşturmaktadır.

Kaynakça
-Andican, A. (1995) “Türkistan Cumhuriyetleri, Rusya ve Çin Üçgeninde Doğu Türkistan” Avrasya Dosyası, Yaz, s.81-94.
-Anat, H. Y. (1998) “Doğu Türkistan mı, Uyguristan mı?” Türk Diplomatik, Sayı: 40-41, Nisan-Mayıs, s. 13-14.
-Aydınlık (1997) “Çin’de CIA Kışkırtması” 16 Şubat.
-Bekar, O. (1995) “Çin ve Batı Türkistan”, Avrasya Dosyası, Yaz, s.47-52.
-Benson, L.; 1. Svanberg (1988) The Kazaks of Chına Essays on an Ethnic Minority, Ekblands, Vasterik-Sweden.
-Can. A. (1996) “Doğu Türkistan’dan Kanlı Göçler”, Doğu Türkistan, Yıl:16, Sayı:1, Ocak-Şubat, s.5-11.
-ÇHCTB (Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği) (1997) Sin Cian’ın Şimdiki Durumu, Ankara.
-Saray, M. (1997) “Doğu Türkistan Türklerinin Dramı”, Yeni Türkiye, sayı 16, Temmuz-Ağustos, s. 1419-1422.
-Kıvılcım Gazetesi (1999), Doğu Türkistan’da İdam Devam Etmekte, 15 Ağustos.
-Birlik Dergisi (1999) Kazakistan Hükümeti Çin’in Doğu Türkistan’da Uygulamakta Olduğu Etnik Temizlik Hareketine Ortak Olmakta, Ekim.
-Selçuk Çolakoğlu, Doğu Türkistan Sorunu ve Türkiye, 1999 Ankara. Doğu Türkistan’ın Sesi dergisi, sayı 5, 1999 (Sayfa 1-5).
[1] . Kök Sosyal ve Stratejik Araştırmaları Vakfı, Ankara tarafından yayımlanan Kök Araştırmaları Dergisi 1999. Yılı Cilt II. Sayı 2 de yayımlanmıştır

  • 763 defa okundu.